23 Kasım 2018 Cuma

"Pastoral Senfoni"-Andre Gide


 "Kör olsaydınız günahlarınız olmayacaktı."
📚1947'de Pastoral Senfoni ile Nobel ödülü kazanan Fransız yazar ve düşünür Andre Gide'nin bu eserini bir solukta okudum diyebilirim.

📚İlk bakışta öyküde hem papazın hem oğlunun aynı kıza aşık olmasının yer alması rahatsız edici görünse de; psikolojik tahliller, aşk, inanç, aile gibi konularla ilgili derin ve vurucu cümleleri yönüyle beğeniyle okudum.
📚Kör bir kızın bakım ve eğitimini üstlenen Papaz'ın , ailesiyle yaşadıkları konu ediliyor. Eğitim süreci bana Black filmini hatırlattı biraz.
📚Inanılmaz derecede hızla ilerleyen kıza renkleri anlatmakta zorlanan papazın , müzikten yardım alması oldukça ilgi çekiciydi.
KİTAPTAN ALINTILAR

Sanki sevgi, sarfetmekle tükenecek bir hazineymiş gibi, merhameti bile hesaplı kitaplıdır.
*
Gertrude'ü aydınlığa, fecre çıkaran bu uzun yolculuğun safhalarını bir "günlük"e yazmalıydım.
*
- Kelebekler de var, dedim.
- Onlar da şarkı söylerler mi?
- Onların, neşelerini ifade etmek için başka bir tarzları vardır : Neşe onların kanatlarına renk halinde
işlenmiştir.
Ve ona kelebek kanatlarındaki renk cümbüşünü anlattım.
*
Senfoninin çalışında her müzik aletinin aldığı rol, bu renk konusuna dönebilmemi sağladı. Gertrude'e yaylı, nefesli ve bakır sazların her birinin çıkardığı sesleri ay1rtt1rd1m ve bunların her birinin kendine göre, az veya Çok kuvvetli olarak en tizinden en pesine kadar bütün ses
çeşitlerini verebildiklerini anlattım. Sonra buna kıyasla, tabiatın renkleri üzerinde
de bir fikir edinebileceğini anlattım; Mesela, tahayyül et, kırmızı ve turuncu cinsinden renkler,
korrın ve trombonların sesine bcnzer; sarı ve yeşil tonlar keman, viyolonsel ve bas diyelim; menekşe
3 rengiyle mavi tonlar da flüt, obua ve klarnet.
*
Gözleri olanlar, dedim, içinde bulundukları saadeti tanımazlar.
*
"küçük işlerde sözüne sadık olan büyük işlerde de olur"
*
Ah, şu kafamızın içindeki hayali tehlikelere ve mevhum canavarlara kulak verecek yerde hakiki baş ağrılarıyla uğraşmakla yetinsek hayat ne güzel olur, sefaletimiz de ne kadar tahammül edilir
hale gelirdi.
*
Zekasının, kendisine hazırladığım her türlü fikir çalışmalarına intibakına; önüne gelen her
öğrenme fırsatını kapışma hayran kalıyordum ; bu zeka, aldığı ham maddeleri devamlı bir hazım ve olgunlaştırma hareketiyle kendine mal ediyordu.
*
İlkin dehşetli kızdım, ama hem birden bu bahsi açarsam oğlumun bir daha açılmamak üzere
bana karşı kapanık kalmasından çekindiğim için, hem de belki kızgınlıkla, ilerde pişmanlık duyacağım kadar acı ve şiddetli sözler söylerim diye korktuğumdan, kendi kendime güçlükle hakim olarak,
*
Zaten şimdiye kadar bana doğrudan doğruya hiç itiraz etmemiştir, ama hareketlerime veya fikirlerime
muhalefetini hep böyle kaçınmakla, kaytarmakla belli eder.
*
bizim hıristiyan akidesini teşkil eden birçok mefhumlar İsa'nın sözlerinden ziyade Saint-Paul'ün anlattıklarından meydana gelmiştir.
*
ben Saint Paul'de bir insan sesi aldığımı halbuki İsa'da Allah'ın konuştuğunu hissettiği mi söyleyince itiraz ediyor. Onunla ne kadar fazla konuşursam, şu kanaatim de o kadar kuvvetle beliriyor : İsa'nın en ufak sözünde bile taklidi imkansız bir ilahi nefha olduğunun farkında bile değil.
*
sevgisiz bir baş eğme kadar da saadeti uzaklaştıran bir şey yoktur.
*
Her insan az çok saadete, sevince ulaşabilir.
 Her insanın bu saadete ulaşması, buna gayret etmesi gerektir
*
Ve İsa'nın şu sözü ışıktan bir sütun gibi önümde yükseldi :
 "Kör olsaydınız günahlarınız olmayacaktı".
Günah ruhu karartan şeydir ; ruhun sevincine, saadetine engel olan şeydir.
 Gertrude'ün bütün varlığından fışkıran tam ve mükemmel saadeti onun günahı tanımamasından ileri geliyor. Onda sadece ışık var, aşk var.
*
Şeytan bize muhabbetin bulunmadığı zaman ve yerde saldırır.
*
Gene iyi biliyorum ki, Charlotte ve Gaspard korkunç derecede şamatacıdırlar, ama bu çocuklarımıza karşı Amelie daha az bağırsa ve daimi surette onları çekiştirmese daha iyi netice almayacak mıdır ? O kadar tenbihler, tekdirler, çıkışmalar yapıyor, bunlar artık bütün şiddetlerini kaybediyorlar ; tıpkı, bir tanesi olsa ins:mın ayağını acıtan çakıl taşının çoğu üzerine basınca tesirini kaybedişi gibi. Öyle ki, bu bitmez tükenmez dırıltılardan çocuklar artık benim kadar bile rahatsız olmuyorlar
*
ama bugünkü haline, hayat meşakkatlerinin, daha doğrusu hayat meşakkatlerini daima arayıp bulma hastalığının (zira muhakkak ki, Amelie bu meşakkatleri kendi arar, bulur) onu getirdiği hale benziyor. Nişanlılık zamanımızdaki Amelie nerde ?Ben bugün artık, o zamanlar kalbimin her asil hamlesine tebessümiyle cesaret veren, ışığa doğru koşuşumda bana rehber olup önümde giden, hiçbir düşünce ve hareketimde aramızda aykırılık olmadan hayatıma arkadaş haline getirmeyi hayallediğim melek çehresini tanıyamıyorum onda, bunları, aşk gözümü boyamıştı da ben mi böyle görüyordum acaba ?
*
Ama Allah için zenginlik ve refahını bu kadar iyiye kullanın insan azdır.
*
Ağlamayı çok isterdim ama kalbimi bir çölden daha çorak hissettim.
*



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder