8 Eylül 2018 Cumartesi

"Doğu'nun Limanları" - Amin Maalouf

                   

Siz de benim gibi Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş gibi sürükleyicilik konusunda iki harika kitaptan sonra okuyacaksanız, beklentinizi biraz  düşük tutabilirsiniz derim. Yine de eşime tam da  pek sarmadığından, akıcı gelmediğinden dem vururken, ilerleyen sayfalarda elimden bırakamayıp kitabın  bitiverdiğini söylemeden edemeyeceğim. Şahsım adına; kahramanın babasının kendisinden beklentileri, beklentilerin çocuk üzerindeki etkileri gibi ebeveynliğe dair yansıttıkları ilgimi çekti.

             Yazar; 60'lı yılların sonunda tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek kaleme almış bu kitabı.Etnik ve dini farklılıklara rağmen biraz zor da olsa insanların bir arada yaşayabildiğini anlatıyor sanki. Çünkü kahramanımız Kitapdar bir müslüman , eşi yahudi. Babası Osmanlı soyundan geliyor, babasının en yakın arkadaşı ise  bir Ermeni.
             “Doğunun Limanları” ibaresinin , bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isim olduğunu öğrendim bu kitapla. 


              Yazarın hayatına değinecek olursak;1949  Lübnan doğumlu. Ana dili Arapça olduğu halde eserlerini Fransızca kaleme alıyor ve Fransa'sa yaşıyor. Romanlarında çocukluğunu ve gençliğini
geçirdiği Doğu’ yu anlatıyor.
Eserlerinden Bazıları şöyle:
*Arapların Gözüyle Haçlılar (1983-Roman)
*Afrikalı Leo (1986-Fransız&Arap Dostluk Ödüllü Romanı)
*Semarkant (1988-Roman)
*Işık Bahçeleri (1991)
*Beatrice’ den Sonraki Birinci Yüzyıl (1992)
*Tanios Kayası (Fransa’nın en önemli ödüllerinden Goncourt Ödüllü Romanı)

               Kısaca Kitabın Özeti: Osmanlı soyundan bir baba ile Ermeni bir annenin oğlu Kitapdar(İsyan). (Samimi, mütevazı ve romantik bir karakter) . Babası kendisinin bir ihtilalci olmasını istediği için bu adı koymuştur. O ise doktor olmak istemektedir. Paris'e doktor olmak için gider. Başarılı bir fakülte hayatı ile birlikte, başarılı bir direnişçi olur.
              Kendi gibi fikir yoldaşı Ermeni asıllı Clara ile tanışır, evlenir. Beyrut'a dönerler, Hayfa'ya yerleşirler. 2.Dünya savaşı patlak verir. İsyan hamile eşini burada bırakıp, Beyrut'a hasta babasını ziyarete gider. 1948'de Arap-Yahudi savaşı nedeniyle 20 yıl sürecek bir ayrılık başlar.
              Bu ayrılığın hemen akabinde psikolojisi bozulan İsyan, kardeşi tarafından tımarhaneye yatırılır.Sakinleştirici ilaçlarla hayatına devam ederken , kızının ziyaretiyle hayata döner ve 1976'da çıkan çatışmalardan faydalanarak hastaneden kaçar.
             Ve eşi Clara ile,  ilk buluşma yerleri olan bir köprüde buluşmaları ile sona erer roman. 

KİTAPTAN ALINTILAR

"Evin geniş, ülke dar. (s.27)"
*
"Ama bir çocuk, doğumundan itibaren sevilmediği duygusuna
kapılırsa, asla tam olarak yanılmaz. (s.37)"
*
"Babamın bütün düşleri benim omuzlarıma bindi. (s.39)"
*
"Babam, gizlice devrim liderliğine hazırlandığımı sanabilirdi. Benim tek bir arzum vardı:
Okumak, okumak, okumak! Tabii ara sıra da dinlenmek. Ama artık hiç kimse devrimden, Doğu'nun
dirilişinden, nurlu gelecekten söz etmesindi! (s.40)"
*
"Mutsuz bir çocukluğum olmadı,yo hayır! Şımartılmış, yoksulluk çekmemiş! Ama bir bakışın ağırlığını sürekli üzerimde hissetmek. Muazzam bir sevgi, umut dolu bir bakış, ama aynı zamanda beklenti dolu bir bakış. Ağır. Tükendirici. (s.45)
*
"Ne var ki susmayı yeğliyorum. En azından kalabalık yerlerde. Çok yüksek sesle konuşanlar, hareket
yeteneklerini yitirirler. Bu zor günlerde, sözlerini ölçmek, kiminle konuştuğunu bilmek, her an ne
istediğini ve nereye gittiğini bilmek gerekir. Daha henüz her şey yıkılmış değil. Dayanışma içinde
bulunmak koşuluyla ve de ihtiyatlı olmak...(s.52)"
*
Kahraman olduğunuzu yadsımaya kalktıkça ününüz büyür, üstelik alçakgönüllüsünüz diye saygınlığınız artar. Söylendiğine göre, alçakgönüllülük, kahramanların yüce erdemidir. (s.71)"
*
"Kardeşimin neyinin eksik olduğunu babama nasıl anlatmalı? Ben de, çocukluğumda o evde, kendimi kaçış ümidi olmayan bir mahkum gibi hissetmemiş miydim? Her şeyi, eşyaları, ziyaretçileri, duvarları yok etmek istememiş miydim? Beni tutan ne olmuştu? Sevildiğimi biliyordum. Aşırı bir sevgiyle karşı karşıya idim ve beni, onca uzağa gitmeye iten de bu olmuştu; ancak olgunlaştıktan sonra geri gelmiştim. Sevildiğimden emin olmasaydım, içimdeki acılık büyüyüp dururdu ve savaşın da yardımı ile yanlış bir adım atardım. Bir cinayet işlemek ya da intihar etmek gibi - çünkü Salem'in yaptıkları her ikisine de uyuyordu. (s.78)"
*
"...her hareketin bir anlamı olduğu o eski günleri hatırlarken yürekleri sızlamıştı. Örneğin,
tanınmadan sokakta yürümek, her seferinde yenilenen bir maceraydı; oysa şimdi tanınmadan sokakta
yürümek üzüntü konusu! Dört yıl boyunca baharatlı yemekler yemişken, şimdi perhiz yemeğinden nasıl zevk alınır? (s.97)"
*
"Yeraltından çıkar çıkmaz, herkesin herkesi tanıdığı ülkeme dönmüştüm.
Sonra, Clara vardı. Birleşmemiz savaş sayesinde olmuşsa da, onunla barışta yaşamak istiyordum.
Geçmişe özlem, benim için sadece bir saygı ifadesiydi, sevdiğim, taptığım ise gelecek idi. Birlikte
geçireceğimiz yılların geleceği, özellikle yakın günlerin geleceği! Artık adımı taşıyan insan ile atacağımız o ilk adımlar. İlk kez birlikte yapacağımız bütün o işler! Sevgililerin birbirlerine verdikleri söz, ve tutulan söz! Daha önce görmüştüm, daha önce yapmıştım, daha önce gerçekleştirmiştim duygusu ile Clara'yı öpmedim hiç, hatta elini bile tutmadım. Daha önce sevmiştim duygusuyla da! Aşk, el değmemiş olarak kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da geçse-ı yıllar da geçse! Hayat, bıkılacak kadar uzun değil!(s.97)"
*
"Doğu'da bir fırtına esecekti ve biz, çıplak ellerimizle bu fırtınayı durdurmak istiyorduk. Durum, tam anlamıyla buydu. Bütün dünya, Araplar ile Yahudilerin yıllar boyu, hatta yüzyıllar boyu birbirlerini öldürmelerini bekliyordu, herkes bir karara varmıştı bile... İngilizler, Sovyetler, Amerikalılar ve Türkler... (s.103)"
*
"İnsan özlediği zevkleri edinemediğinde sıkılır. (s.124)
*
"Tünelin ucunda ışık görünmese bile, ışık varmış gibi yürümek ve ışığın görüneceğine inanmak gerekir. Bazıları, geleceğe inanmaya devam ettikleri için sabrederler. Bazıları, işi bitirmeye cesaret edemezler. Korkaklık, kuşkusuz hor görülmeli ama o da yaşamın bir parçası. Kabullenmek gibi, hayatta kalma araçlarından biri. (s.134)"
*
"Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağımı bil. Ama ölüme gidebileceğin için, onu yedekte tut; sonuna kadar. Diyelim ki gece bir kabus gördün. Bunun bir kabus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hale gelir ve bir bakarsın en korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun. Hayat seni korkutuyorsa, içini yakıyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa... hayat budur de, ikinci kez çağrılmayacağım bir
oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu olarak ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın. 'Son kurtuluş çaresi' yaşamama hep yardımcı olmuştur. Elimin altında olduğu için, bu çareye hiç başvurmadım. Ama ahretin direksiyonu elimin altında olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya bakardım. (s.135)"
*
"Sonu gelmeyen an, ulaşılmayan an yoktur. Büyük bir tutku ile beklenilirse, zaman geçtikçe beklenilen günün yaklaştığı sanılır... (s.149)"



#OkudumbittiEylül2018


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder