6 Eylül 2018 Perşembe

"Bin Muhteşem Güneş" - Khaled Hosseını


                Kitabı okurken de bitirdikten sonra da , binlerce kez şükürler ettim bahşedilen hayatıma.
Emniyet, huzur, sevgi dolu bir dünyada, evlatlarımızın bahtlarının açık olması için dualar döküldü yüreğimden dilime...



            Leyla ve Meryem adlı iki Afgan kadınının acı, ıstırap, hüzün, korku, çaresizliklerle dolu hayatları... Yine sürükleyici, yine derinden etkileyici...
            Telefonumun  ekranından hızla akıp giden satırların, aslında  kurgudan çok yaşanmış ve hala da yaşanıyor olduğunu bilmek! İnanılmaz acı verici!
            İşte işgal ve  iç savaş zamanında Afganistan halkının  yaşadığı acı gerçekleri gözler önüne seren bu roman neyse ki mutlu sayabileceğimiz bir sonla -aşağıdaki satırlarla- bitti, aşk kazandı.

"Tarık'la çocuklara haberi verdiğinden beri, her gece yinelenen bir ritüele dönüştü. Sırayla söz alıyor, seçtikleri isimleri savunuyorlar. Tarık, Muhammet'i istiyor. Geçenlerde, videoda Supermani izlemiş olan Zalmay'ın kafası bir türlü almıyor; bir Afgan çocuğa neden Clark adı verilemesin ki? Azize, Aman adı için var gücüyle mücadele ediyor. Leyla, Ömer'den hoşlanıyor. Ama oyun sadece erkek isimlerini kapsıyor. Çünkü kız olursa, Leyla hangi adı koyacağını biliyor."

Kitaptan Alıntılar
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. (s.7)
*
"Sadece  bir hüner. O da: tahammül. Sabretmek. Katlanmak." (s.19)
*
"Kendi doğum şekli yüzünden özür dilemenin haksızlığını, buradaki adaletsizliği değerlendirmek, Meryem'in aklına hiç gelmemişti. "
*
"Biz kadınız.Tahammül ederiz. Sahip olduğumuz tek şey, bu yeteneğimizdir. "
*
"Bir erkeğin kalbi fesat, habis bir şeydir, Meryem.Bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez." (29)
*
"Başını kaldırıp bakınca, tepesinde dönüp duran, arada bir pike yapan kırlangıçları gördü. Bu kuşları öyle kıskanıyordu ki. Herat'a gitmişlerdi. Kentin camilerinin, pazar yerlerinin üstünde uçmuşlardı."
"...şimdi karşılarına kızdan bütünüyle kurtulma, kocalarının yaptığı yüz kızartıcı hatanın son izini de silme şansı çıkmıştı. Meryem uzaklara gönderiliyordu, çünkü duydukları utancın ete kemiğe bürünmüş haliydi o; yürüyen, soluk alıp veren bir ayıp."
*
"Erkeğin değişken mizacından, bir anda alevlenen öfkesinden, günlük, sıradan konuşmaları bile bir tartışmaya, bir er meydanına dönüştürme ısrarından ürkerek yaşıyordu; meseleyi bazen yumruklarla, tekme tokatlarla çözmeye kalkıp sonra da bulanık özürlerle geçiştirmesinden, bazen buna bile gerek görmemesinden korkuyordu."
*
"Tarık'ın babasının arada bir eski Peştun şarkılan çaldığı akordeon gibi, zaman da Tarık'ın yokluğuna ve varlığına bağlı olarak, uzuyor ve kısalıyordu."
*
"Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
*
"Bütün sevgilerini,zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana babaların, yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi. Haksızlıktı bu." (s.95)
*
"Oğlanların, dostluklara da güneşe davrandıkları gibi davrandığını anlamaya başlamıştı: varlığını tartışılmaz, mutlak kabul etmek, parlaklığının tadını çıkarmak, ama üzerinde kafa yormamak. (s.107)
*
"...keşke Anne onun, Leyla'nın şehit olmadığını, hala yaşadığını, yanında olduğunu, umutları, bir geleceği olduğunu fark etseydi. Ama Leyla kendi geleceğinin, ağabeylerinin geçmişiyle boy ölçüşemeyeceğini biliyordu. Yaşarken kızı gölgede bırakmışlardı. Ölümleriyle de yeryüzünden tamamen silmişlerdi."(s.145)
*
"İşte size ülkemizin hikayesi, genç dostlarım, istilacıların biri gitmiş öteki gelmiş," dedi şoför, sigarasının külünü camdan silkelerken. "Makedonyalılar. Sasaniler. Araplar. Moğollar. Şimdi de Sovyetler. Ama biz şu karşıdaki surlar gibiyiz. Hırpalanmış, dövülmüş, pek bakılacak hali kalmamış,fakat hala ayakta. "(s.149)
*
"Leyla kendini şu tencerelerden, tavalardan daha üstün hissetmiyordu; bir köşede unutabileceğin, sonra, canın istediği an üzerinde hak iddia edebileceğin bir eşya mıydı o?"
*
"Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın."
*
"O kış, Leyla ne yana dönse, karşısına duvarlar dikildi. Çocukluğunun açık, engin gökleri burnunda tütüyordu."
*
"...geleceğin hiçbir önemi yoktu. Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama."
*
"Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur:gerçeği, iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek, anlamak."
*
   "Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin, 
                 Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi."

#OkudumbittiEylül2018


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder