1 Haziran 2019 Cumartesi

"Clarissa"-Stefan Zweig






KİTAPTAN ALINTILAR
Görev aşkı ve inançla başladığı ve gitgide daha çok ayrıntıyı biriktirme, ayrıca bunları yazı ve tablo olarak doküman haline getirme işi, her şeyi sisteme sokma arzusu nedeniyle bir tutkuya, hatta neredeyse hastalığa dönüşmüştü; sonuçta bu uğraşı, eşinin erken ölümü nedeniyle sığlaşan ve boşalan hayatına yeni bir anlam katmış ve bu boşluğu tamamen doldurmuştu.


oyalanma içgüdüsü bağımlılık yaratabilir.


Alışkanlıklarda ısrarcı olduğu için her alıştırmanın devamını getiriyor, hatta farkında olmadan bir alışkanlığa dönüştürüyordu, alışkanlık ise zorunluluk ve boyunduruğa dö nüşüyordu: Bir şeyi sistemsiz yapmaya tahammülü yoktu.

Petersburg'dan dönüp Savaş Bakanlığındaki görevine başlar başlamaz ilk ziyaretine gittiği on bir yaşındaki kızına, aynı boyda kesilmiş, ilki kendisi tarafından örnek oluşturması açısından temiz bir şekilde çizilmiş olan bir tabaka kâğıt götürmüştü. Clarissa bundan böyle her gün böyle bir kâğıt dolduracaktı, her ders saatinde ne öğrendiğini, hangi kitapları okuduğunu, piyanoda hangi parçalan çalıştığını yazacaktı. Pazar günleri de içinde babasına yazılmış bir mektubun da yer alacağı işte böyle yedi sayfayı postalayacaktı, böylece kendince çocuğun gelişimine yardımcı olduğunu ve daha çocukluk döneminde görev bilinci ve dirençli bir hırsa sahip olmasını zorlayarak gerçekten katkıda bulunduğunu sanıyordu. Oysa gerçekte Clarissa her gününü kuru bir rapora dökmek zorunda kaldığı için bu yıllarla ilgili izlenimlerini unutmuştu, çünkü vaktinden önce raporlandırılan izlenimler birikip biçimlenmek yerine parçalanıp yok olmuşlardı. Çocukluktan çıktığında bile Clarissa bu göreve son vermedi, oysa aralarındaki mesafe açısından bakıldığında bile bunun çok yanlış bir şey olduğunun farkındaydı. Çünkü raporlandırmak birçok şeyden aldığı zevki yok ediyor, sevincini kursağında bırakıyordu. İleriki yıllarda geçmişi anımsadığında okul döneminde kitaplar ve resimler için duyabileceği anlık beğeniyi babasının yok ettiğini düşünmekten kendini alamıyordu, çünkü babası küçücük kızından her gününü aynı biçimde, aynı uzunlukta raporlandırmasını bekliyordu. Oysa Clarissa çok sonraları bir tek neşeli anın bile yaşanan saatlerden daha çok coşkuya neden olabileceğini ve bunu sayfalara sığdırmanın mümkün olmayacağını öğrenecekti.

Clarissa'nın asla haberi olmamıştı; ama babası onunla hep gurur duymuştu.

Gelişine son birkaç gün kala tedirginlik başlardı, babasının beğenisini kazanmak, başarılı sayılmak için gizli hazırlıklarla geçirdiği o son birkaç gün. Çünkü babasının askeri eğitim almış gözleri, kıyafetindeki en ufak düzensizliği hemen fark eder ve onu ayıplardı; Clarissa da her ayrıntıyı önceden kontrol ederdi. Pilili elbisesini inceler, her bir pilisinin düzgün durduğundan ve herhangi bir lekenin olmadığından emin olurdu, aynı şekilde babasının kaçınılmaz teftişi için defterlerini ve kitaplarını düzenli bir şekilde hazırlaması gerekirdi. Çünkü yarbay Schuhmeister kızını kontrol etmeyi çok severdi ve bunu yaparken de gramer açısından kusursuz ancak telaffuzu nedeniyle yalnızca kitaplardan öğrendiği anlaşılan Fransızca ve İngilizcesini gösterme kibrine kaptırırdı kendini.

...sadece bir kez olsun, masanın üzerine dayadığı eliyle saçını okşaması için karar verebilmesini gizliden gizliye arzular, sevildiğini bilmenin verdiği o heyecan dolu duygudan dolayı bilerek gerektiğinden biraz daha ağır bir şekilde sayfalan çevirirdi.

Kaçınılması mümkün olmayan gerçekleşmişti: birkaç gün içinde herkes bu egzotik varlığa adeta âşık olmuştu, ama Marion'un cahil ve olgunlaşmamış insanlarda görülen kıskançlık ve. rekabeti yatıştırıcı bir yeteneği vardı, herkese eşit ölçüde, doğal ve içten davranıyor, onları teselli ediyordu.

Onun varlığıyla tüm bina aydınlanır, eski, gri, sıvalı duvarların rengi bir ton açılırdı.

bu durumda Marion'dan bir şeyler kapmaya, öğrenmeye çalışması gerekiyordu, birisinin sahnede gördüğü bir dansın adımlarını gizlice odasında denemesi ya da bir aktrisin gülüşünü aynada taklit etmeye çalışması gibi.

Sokulgan sevimliliğinin gizlediği gibi, hiç de sorunsuz ve tasasız olmadığını, hatta bu bitmek tükenmek bilmeyen bir istekle etrafında somut bir sıcaklık ve içtenlik hissetme eğiliminin altında, konuşup gevezelik ederek, saklamaya çalıştığı bir yalnızlığı, yalnız bırakılma korkusu ve huzursuzluğu olduğunu anladı.

İnsan bir işi gerekli olduğu için yapmalıdır, kraliyet ailesinden bir teşekkür almak için değil.

Önemli olan insanın yaptığı işi sevmesi ve yaptığını dürüstçe ve namusuyla sonuca ulaştırmasıdır.

Eğer insan kendi yaptığını doğru buluyorsa, diğer insanların buna saçmalık ya da aptallık demeleri önemsizdir... İnsan hizmet etmeyi bilmelidir, hizmet etmeyi, doğru dürüst hizmet etmeyi, bunun için teşekkür edilsin ya da edilmesin, mükâfat ya da teşekkür olsun ya da olmasın... İnsan yaptığı şeyi, yaptığı kendi şeyi bilmeli ve doğru şekilde tamamlamalıdır... İnsan yalnızca inandığı bir şeye sahip olursa... Sağlam olmak gerekir ve insanın başına bir talihsizlik gelirse, uyuz bir köpek gibi kovulursa ve üstüne üstlük bir de kendisiyle alay edilirse... İşte o zaman dişleri sıkmak gerekir ve sağlam durmak gerekir... Duyuyor musunuz? ... Sapasağlam... Sapasağ..."

Clarissa maddi anlamda sıkıntıda olmadığı için, çok önemli ve herkese kısmet olmayan bir ayrıcalıktı bu, ilk yıllar kesin bir karar vermesi gerekmiyordu, bilakis bebek bakımı ya da pedagoji konusunda değişik üniversite, hastane ve akşam kurslarına katılabilir ve sonrasında edindiği bilgilerle içinden gelen ses hangisini işaret ediyorsa ona karar verebilirdi; çünkü içten gelen ses her zaman meslek seçimi konusunda en doğru kararı verdirirdi.

Yılmayan ve tutarlı bir gayretle –babasından aldığı birçok karakteristik özellik gibi bunu da ondan almıştı– gününü tam olarak planlıyor ve azami bir çabayla değişik alanlarda kendini yetiştiriyordu.

Yalnızca meşgul olduğum zaman bu huzursuzluk hali geçiyor. O zaman korkmama gerek kalmıyor. Çünkü yalnızlık korkusu zehirden beterdir. Bunun yerine çalışmak daha iyidir. Arkamda huzursuzluğun beni beklediğini hissettiğimde beni yakalayamaması için koşarım; tüm meslektaşlarımın hayranlık duyduğu çalışkanlığımın ardındaki son sır işte budur.

O, nedeni bildiği takdirde takıntısının ne olduğu ve nereden geldiği söylendiğinde o insanın iyileştirilebileceğini düşünüyor. Freud insanları hastalıklarının temeline götürmek istiyor, ben ise onları bu temelden uzaklaştırmak istiyorum. Bana göre insana daha zararsız başka bir takıntı vermek daha iyidir. Ben gerçeğin insana yardım edeceğine inanmıyorum. Tam tersine ona bir tutku vermek gerekiyor, kendi kendini yememesi için dört elle sarılabileceği bir tutku.
Her insanın bir takıntısı vardır ya da en azından takıntılı olmaya müsait genleri vardır ve bunlar herhangi bir yerlerde kendini gösterme dürtüsüyle hareket eder, ama bu dürtüyü kesip atmak mümkün değildir, kendini boşluğa yansıtma arzusu olan bu aptal dürtü ancak başka yönlere kaydırılabilir. Her insanın, düşün insanının da ve hatta özellikle onun beyninde karanlık kalmış, kendi aklının aydınlatamadığı bir bölgesi vardır –Napoleon'un aile takıntısı vardı, Dostoyevski'nin kumar, Balzac ise hem oyun yazarı hem de işadamı olmak konusunda takıntılıydı. Bilgi hiçbir işe yaramaz. Kişisel takıntıları konusun da yardımcı olunabildiği herhangi biriyle daha tanışmadım, kendim de dahil olmak üzere."

Boğa kırmızı bez parçasına baktığında ne görüyorsa, onlar da başka bir bayrağa baktıklarında aynısını görüyorlar.

"Tüm imkânlar zorlanırsa belki de yapılabilecek bir şey daha vardır;

Şimdi savaş ilan edilse Leonard'ın Fransa'ya, Clarissa'nın ise Avusturya'ya dönmesi gerekecekti.


Savaşla ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmek için tek bir olasılık vardır: savaşın farkında olmak ve savaşı kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek. Bunun dışındaki her şey kendini kandırmak, kendini aldatmak, soyut şeylerle kendini uyuşturmak ve kendinden geçmek anlamına gelir."

gibiydi. Sanki artık sağlıklı insan kalmamıştı, çünkü denetlenen doktorlar, hastabakıcılar kızarmış gözlerle koşuşturuyorlardı ve müfettişler telaşlıydı, bağırıyorlardı; herkes telefonda bağırıyordu; başka bir insanlık oluşmuştu.

Brancoric bunu fazlasıyla aceleye getiriyordu –neden? Minnettarlıktan mı, kendini korumak için mi, zayıflıktan mı, korkaklıktan mı, iyilikten mi yoksa acelecilikten mi? Altında bir şey yatmıyor muydu –

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder