Hüzünle, gözyaşları icinde, bir solukta okuyup bitirdim. Herkese tavsiye ediyorum çok rahatlıkla . Savaş ancak bu kadar çirkin gösterilebilirdi. Tüm idareci ve askeri birimlerde zorunlu okutulmalı diye düşündüm bastan. Sonra ağacın yaşken eğildiği geldi aklıma, liselerde mütaalalı okutulsa keşke dedim içimden... 😔
Kitap Adı: Toprak Ana
Yazar:Cengiz Aytmatov
Yayınevi: Elips Kitapları
İlk Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 106
KİTAPTAN ALINTILAR
Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Sessiz bozkır ve kavurucu sıcak bir sivrisinek vızıltısı olarak kalmıştı kulaklarımızda...
Henüz top-tüfek sesleri duymuyorduk ama kendi yüreklerimizin çarpıntısı ve adamlarımızın bağrışmaları çıkmıyordu kulaklarımızdan.
Daha ilk günden katı gerçeklerle yüzleşmesi, kendini koyvermek yerine direncini arttırması, sonraki günlerde karşılaşacağı
acılara karşı koymasını kolaylaştırırdı.
Geleceğin ne getireceğini kimse bilemezdi ve şimdi olanları düşünüp üzülmenin de hiçbir yararı yoktu.
Demirhaneden çekiç sesleri geliyordu kulağıma, ama çekiçler örse değil de benim göğsüme göğsüme iniyordu sanki.
ıyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. ınsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.
Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. ınsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar...
Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu.
Ta içimde bir sitem, bir sızı da vardı. Büyük acımı, üzüntümü bağıra bağıra bütün dünyaya duyurmak istiyordum.
Bunu duyan genç yaşlı herkes askere doğru koşmaya başladı. Sanırdınız ki büyük bir güç bize kanat vermişti. Kollarımızı açıp ona doğru koşarken, kucağımızda bütün hayatımızı, çektiğimiz bütün acıları, sıkıntılı bekleyişimizi, uykusuz gecelerimizi, ağaran saçlarımızı, dullarımızı, yetimlerimizi, gözyaşlarımızı, iniltilerimizi, cesaretimizi, her şeyimizi taşıyor, zaferle dönen o askere götürüyorduk.
ıki insan birbiriyle tam bir uyum içinde yaşarsa, konuşmadan ya da yarım sözcüklerle bile anlarlar birbirlerini.
-Hayır Tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. Sen kadınsın. Sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. Bir insansın sen! Onlara sen anlat!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder