20 Şubat 2019 Çarşamba

"İnsancıklar"- Dostoyevski

📚İnsancıklar, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin  dünya edebiyatına ilk armağanı... İyi ki çok kalın değilmiş, zira iliklerine kadar yasanmış bir yoksulluk hikayesini daha fazla okumayazdım. Dili gayet akıcı. Coşkun anlatımı, kahramanın yaşadıklarını bize de yaşattırıyor adeta.


KİTABIN KÜNYESİ

Adı                 : İNSANCIKLAR
Orijinal Adı   : Bedniye lyudi
Yazarı            : Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Çevirmen      :Sabri Gürses
Türü              : Anı-Mektup
Yayınevi        : Can Yayınları
Sayfa Sayısı  :175
Baskı             : Şubat 2013
Ülke               : Rus Edebiyatı


📚Kitap,   karşılıklı binalarda, kirada, iki yoksul oda parçasında yaşayan,  oldukça fakir, orta yaşlı bir  devlet memuru  (çevirmen) olan Makar Alekseyeviç ile yetim, genç  ve güzel bir kız ve aynı zamanda Makar Alekseyeviç'in uzaktan bir akrabası olan Varvara Alekseyevna arasında birbirlerine hitaben yazılmış mektuplardan oluşmaktadır.

📚 Yoksulluk, sefalet,  açlık, kadın-erkek ilişkileri, paranın gücü,  sınıflar arasındaki farklılıklar, safi sevgi... Hepsi ince ince işlenmiş.

📚Dostoyovski'nin Doğuşu
"İnsancıklar'ı tamamlar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç'e okutur. Grigoroviç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor'un boynuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov'a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski'ye... "Yeni Gogol doğdu!" der, Nekrasov, daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski'ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: "Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevskiniz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!"

Belinski'nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: "Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski'yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum, ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar'ımla alay edecek diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. "Siz kendiniz anlıyor musunuz?" diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, "Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok..."

KİTAPTAN ALINTILAR

Cancağızım, biliyor musunuz, çay içmemek ayıp oluyor; burada herkesin durumu iyi, o yüzden de ayıp oluyor. Başkaları yüzünden onu da içiyorum Varenka, görüntü olsun, hava olsun diye; yoksa benim için fark etmez, tiryakisi değilim. İnsanın nakit paraya da ihtiyacı oluyor, çizme, kılık kıyafet için. Geriye de bir şey kalmıyor. Sonuçta maaşım belli. Sızlanıp homurdanmıyorum, hoşnutum. Bu da yeter.
*
İnsan bazen duygularını aptallık derlemesine vardırır da yolunu şaşırır ya, öyle bir şey.
Pokrovski bana sık sık kitap veriyordu; önceleri uyumamak için okuyordum, sonra daha dikkatle, sonra da aç gibi okumaya başladım; önümde bir sürü yeni şey, daha önceden bilmediğim, tanımadığım şeyler belirmişti. Yeni düşünceler, yeni izlenimler bir anda, gür bir sel halinde kalbime hücum etti. Ve yeni izlenimler bana ne kadar çok heyecan, ne kadar çok mahcupluk ve çaba getirdiyse, bütün ruhuma da o kadar tatlı geliyor, o kadar mutlulukla sarsıyorlardı beni.
*
Yaşlılık çağımda şiirle oyalanmak bana yakışmaz. Saçmalıktır şiir! Şiir denen şeyi artık okul çocukları şakıyor... İşte böyle, bir tanem.
*
Tuhaf şey – ama hatıralar hoş sanki. Hatta kötü olan, o sırada can sıkan bir şey, hatıralarda nasılsa kötülüğünden arınıyor ve hayalimde harika bir görünüm kazanıyor.
*
Ve gerçekten, hatırlamıyorum, onunla buluşmalarımızın bu acı dolu ve buna rağmen tatlı saatlerinde, geceleyin, gaz lambalarının titrek ışığında ve zavallı hasta annemin yatağının yanıbaşında neler konuşuyorduk?.. Akla gelen, kalpten çıkan, dile gelen her şeyi – ve neredeyse mutluyduk...
*
Soylu bir insan, talihsizlikler karşısında kararlı bir insan olun; unutmayın, yoksulluk kusur değil. Ne diye umudunuzu yitiriyorsunuz:







2 yorum: