Charles Dickens
1812'de İngiltere'nin Portsmouth kentinde doğdu. Babası hapse düşünce okuldan ayrılıp bir fabrikada çalışmak zorunda kaldı. Bu dönemde işçi sınıfının yaşamını ve sıkıntılarını yakından tanıma fırsatı buldu. Babası dönünce eğitimini tamamladı, önce bir avukatla, sonra liberal bir gazetede çalıştı. Mister Pickwick'in Serüvenleri (1837) adlı ilk romanı çok tutuldu. Ardından gelen Oliver Twist önce yayın yönetmenliğini üstlendiği bir dergide tefrika edildi. Bunu Nicholas Nickleby, Antikacı Dükkânı ve Martin Chuzzlewit izledi. Bir Noel Şarkısı (1843) olağanüstü bir başarı elde etti. Dombey and Son, Dickens'ın romancılığında bir dönüm noktası oldu. David Copperfield'da, toplumsal sorunlardan çok kendi deneyimlerine ağırlık veren Dickens, İki Şehrin Hikâyesi ve Büyük Umutlar'la zirveye çıktı. Dickens'ın yapıtları, gerçekçi biçemin, düzyazı ustalığının, mizahi bir dehanın ve benzersiz edebi karakterlerin en önemli örnekleri olarak değerlendirildi. Dickens, 1870'te Chatham yakınlarında Gad's Hill'deki kır evinde öldü.
KİTAPTAN ALINTILAR
Dover posta arabasında her zamanki sevecen hava hâkimdi, yani muhafız yolculardan, yolcular birbirlerinden ve muhafızdan, kısaca herkes herkesten şüpheleniyordu, arabacının emin olduğu tek şey ise atların vaziyetiydi; iki cihan bir olsa bu yolu çıkamayacaklardı.
*
Bu türdeki şarabın da sokaklarda akacağı, lekesinin her yanı kaplayacağı günler yakındı.
*
Nasıl zihnin duygusu, bedeni örten herhangi bir şey aracılığıyla kendini ifade ediyorsa, adamın durumunun sebep olduğu solgunluk da yanağındaki kahverengilikten ileri geliyordu ve böylelikle, ruhun güneşten daha güçlü olduğunu göstermiş oluyordu.
*
Mr. Lorry bir an duraksayarak, "Acaba bu adam," dedi kendi kendine, "neden geçmişteki acılarını hatırlatacak bu eşyaları saklıyor ki?"
*
Hükümler kıyafetlere göre verilseydi, salonda bulunan herkes sonsuza kadar beraat ederdi. Kıvır kıvır, bembeyaz ve dimdik duran saçlar, yapay yollarla korunup güzelleştirilmiş narin tenler, gözalıcı cesur kılıçlar ve etrafı saran hoş kokular pek çok şeyin sonsuza kadar sürmesi için yeterliydi.
*
Giyim her şeyi yerli yerinde tutmak için kullanılan şaşmaz bir tılsım ve büyüydü. Herkes hiç bitmeyecek bir Maskeli Balo için giyinmişti sanki. Tuileries Sarayı'ndan Monsenyör'e ve tüm saray halkına, avukat odalarından Yargıç Kürsüsüne, kısaca (sefiller dışında) toplumun tüm kesimleri bu Maskeli Balo'daki yerini almıştı,
*
Tanrı'nın bin yedi yüz sekseninci senesinde, Monsenyör'ün resepsiyonuna katılanlar arasında, böyle saçları kıvır kıvır, pudralanmış, simli ceket, yüksek ökçeli pabuçlar ve beyaz ipek çoraplar giyen bir celladın olduğu bir sistemin fazla sürmeyeceğini kim tahmin edebilirdi!
*
Bu sağır şehirde ve bu dilsiz çağda bile zaman zaman, kaldı rımsız dar sokaklarda, azgın soyluların bu haşin araba sürme âdetinin halktan kişileri zalimce tehlikeye attığına ve onları sakatladıklarına dair şikâyetler duyulurdu.
*
"Nasıl oluyor da," dedi, "kendinize ve çocuklarınıza sahip çıkamıyorsunuz, anlamıyorum hiç. İlla biri çıkıyor önümüze. Atlarım nasıl zarar gördü kim bilir? Baksana! Şunu ona versene."
Uşağına bir altın para attı ve bütün başlar uzanıp yere düşen parayı takip etti. Uzun boylu adam gene inanılmaz bir çığlık attı, "Öldü!".... "Cesur ol Gaspard! O zavallı küçük yavrunun ölmesi yaşamasından daha iyi bir şey. Hiç acı çekmeden bir anda öldü. Yaşasa mutlu bir anı olacak mıydı?"
*
Erkek ve kadınlara ge lince onların bu dünyadaki iki seçeneği ortadaydı –ya değirmenin aşağısındaki küçük köyde, en sefil şartlarda Hayat ya da kayalığın tepesini kaplayan hapishanede tutsaklık ve Ölüm.
*
"Göze hoş görünüyor burası ama bir bütün olarak bakıldığında, bu gökkubbenin altında, gün ışığında israfın, kötü yönetimin, zorbalığın, borcun, ipoteğin, zulmün, açlığın, çıplaklığın ve acının üst üste yığıldığı bir kule aslında."
*
Bir iş yapmak istemişti ve bunu bulmuş, yapmış, hatta bu işi yapanların içinde en iyisi olmuştu. Esas zenginlik buydu.
*
"Hepimizin her şeyi olmayı nasıl başarıyorsun? Hepimizin işine yetişiyorsun ama hiçbir zaman telaş etmiyorsun ya da yapacak çok şeyin varmış gibi davranmıyorsun?"
*
Elleri farklı farklı silahlarla dolu olsa da içinde bulundukları açlık ve intikamın etkisiyle tek silah olan kadınlar, tiz sesleriyle ve var güçleriyle bağırdılar.
*
Canlı okyanus Kale'yi istila ederken ve kalenin avlularında, koridorlarında ve merdivenlerinde sel olup akarken muazzam bir ses çıkarıyordu.
*
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder