27 Şubat 2019 Çarşamba

"Benim Üniversitelerim"-Maksim Gorki

Aleksey Maksimoviç Peşkov  GORKİ'NİN HAYATI

(D. 28 Mart 1868, Nijni Novgorod - Ö. 14 Haziran 1936, Moskova) Rus natüralist öykü, oyun ve roman yazarıdır. Küçüklüğü Astrahan'da geçti. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Gorki, beş yaşındayken babasını kaybetti. Annesi yeniden evlenince onu büyükannesi ve büyükbabası büyüttü. Torununa çok sert davranan büyükbabası, onu daha 8 yaşındayken çalışmaya zorladı. Çocukluğunda gördüğü tek sevginin kaynağı büyükannesiydi. Sayısız işte çalıştı ve böylece Rus insanının, alt sınıfların, işçi esnaf, küçük burjuva ve burjuva katmanlarının hayatını yakından tanıma imkânını buldu.
İlk gençlik yıllarını Kazan'da geçirdi. Fırıncılık, tersane işçiliği, gece bekçiliği yaptı. Gorki'nin ilk öyküsü Makar Çudra (1892) Tiflis'te bir yerel gazetede yayımlandı. Ün kazanmasını sağlayan ilk öyküsü ise 1895'te Petersburg'da çıkan bir dergide yayımlanan Çelkaş oldu.

En iyi romanlarından birisi olarak kabul edilen Delo Artamonovih'de (Artamonovlar; 1925) Rus kapitalizminin yükselişini ve çöküşünü anlattı.

Gorki, okuma aşkıyla yanıp tutuşan on altı yaşında yersiz yurtsuz bir delikanlıyken, üniversiteler kenti Kazan'a gelmiş ve yaşam üniversitesinin çetin sınavlarından geçerek kendi kendini yetiştirmişti.
Peşkov, kendi kendini yetiştiren biri olmaya karar verip bulduğunu okumaya başladı; kısa sürede kapsamlı ama sistematik olmaktan uzak bir bilgi dağarcığı edindi. Öğrenimden yoksun kalan Aleksey Peşkov'a kendisi ile yüksek öğrenime gelen gençler arasındaki aşılmaz uçurum, oldukça ağır gelmiş olmalı. 1887'de kendini öldürmeye kalkışmasının gerisindeki neden büyük olasılıkla bu uçurumdu. Akciğeri delinen Peşkov, ömür boyu akciğerlerinden rahatsızlık çekecek, tüberküloz illetinden yakasını kurtaramayacaktı.

Yaşamının acı ve yoksulluk içinde geçen bu döneminde, ilk kez halkçı-ihtilâlci gizli siyasal örgütlere katılmış, Volga boylarındaki köylerde, halk arasında devrimci propaganda ve ajitasyonda bulunmuştu. İşte Gorki, ilerde gerçekçi bir yazar olmasında önemli bir rol oynayacak olan zengin deneyim ve renkli serüvenlerle dolu bu delikanlılık dönemini 'Benim Üniversitelerim'de bütün ayrıntılarıyla dile getirir.

Gorki'nin 1901'de polisin müdahalesiyle bir kitle kıyımına dönüşen bir öğrenci gösterisinin ardından kaleme aldığı Fırtına Kuşunun Şarkısı devrimci çevrelerde büyük bir heyecan yarattı. Öfkenin gücüyle, tutkunun ateşiyle ve zaferden emin hareket eden Fırtına Kuşunun Şarkısı (şiir) devrimci toplantılarda dillerden düşmez oldu. Şiiri yayınlayan dergi kapatıldı. Küçük Burjuva (1901) adlı oyununun başarısının ardından Gorki'nin popülerliği, rejimin onun üstüne gitme girişimlerinin büyük protestolarla karşılanmasına yol açacak kadar artmıştı. Kanlı Pazar diye bilinen 1905 kıyımının ardından rejimi şiddetle protesto edince Peter ve Paulus kalesinde göz altına alınmış, ama özellikle dış basının büyük tepkisi sonucunda serbest bırakılmıştı. 1905 Şubat ayaklanmasının hemen ardından gelen gevşemeyi iyi değerlendiren Gorki devrimci yazılarına ve toplantılarına büyük bir hız verdi. Yeni Hayat dergisinde çalışırken dergide baş redaktör Lenin ile tanıştı.

Gorki 1906'da Rusya'dan ayrılarak 7 yıl sürgün yaşadı. O yıllarda Capri adası muhalif Rus sürgünlerinin buluştukları yerdi; devrimci hareketle bağını koparmamakla birlikte Lenin ile ilk kez birbirlerine ters düşmeleri de bu yıllara rastlar. Dinin kendisi için oldumolası oynamış olduğu önemli rolü öne çıkartarak, Aleksander Aleksandroviç Bogdanov çevresinde "tanrı yaratma" teorilerine bağlanan Gorki'nin görüşlerini Lenin "Marksizmden sapma" olarak tanımlayıp eleştirir. Özellikle de Bir İtiraf romanında Hıristiyanlık ile Marksizmi bağdaştırma çabası, bardağı taşıran son damla olur. 1913'te, "Dostoyevski'nin ayrıştırıcı aklına" karşı yazdığı bir yazıda, "Tanrıyı aramayı geçici bir süre ertelemeyi" önerince, yatışmış tartışma yeniden alevlenir. Romanov Hanedanlığı'nın 300. yıldönümü münasebetiyle Çar'ın çıkarttığı bir afla Gorki, Rusya'ya geri döner.

Benim Üniversitelerim'de, Aleksey Peşkov, üniversitede okumak üzere Kazan şehrine gelir. Fakat zorluklarla geçen hayatında bu büyük hayalini gerçekleştirmesi kolay olmayacaktır. Bir yandan ekmeğini kazanmaya diğer yandan eğitimini sürdürmeye çalışan genç, Rusya'da çarlık yönetiminin ve eskimiş dünya görüşünün çalkantılı ortamında bütün hayatın bir üniversiteye dönüştüğünü görür. Karşısına benzersiz kişilikleri olan, Rusya'nın kaderini değiştirecek kişiler çıkacaktır. Rusya gürül gürül geleceğini tartışmaktadır.

Çocukluğum ve İnsanlar Arasında'nın ardından Benim Üniversitelerim'le birlikte, edebiyat tarihine eşsiz bir gerçekçilik anlayışı getiren Maksim Gorki'nin kendi hayatından yola çıkarak yazdığı üçleme tamamlanmış

KİTAPTAN ALINTILAR

Hayat şartları benim için zorlaştıkça kendimi daha güçlü, hatta daha akıllı hissediyordum. İnsanın, kendisini çevreleyen ortama gösterdiği direnç sayesinde olgunlaştığını çok önceden anlamıştım.

Tek başıma kalınca "Marusovka"nın koridorlarında, köşesinde bucağında gezinir, benim için yeni olan bu insanların nasıl yaşadıklarını dikkatle incelerdim. Ev tıka basa insanla doluydu ve bir karınca yuvasına benziyordu. Eve birtakım ekşi ve keskin kokular yayılıyor, dört bir köşesinde koyu, insanlara düşman gölgeler saklanıyordu. Sabahtan gecenin geç saatlerine kadar bir uğultudur gidiyordu. Terzi kadınların dikiş makineleri sürekli tıkırdar, opera solistleri seslerini prova ederler, öğrenci bas sesiyle yaygarayı basar, ayyaş, yarı kaçık aktör yüksek sesle rolünü ezberler, içki mahmuru olan fahişeler isterikçe bağırır, çağırırlar ve benim kafamda son derece doğal, ama çözümlenemeyen bir soru oluşurdu:

"Bütün bunlar niçin?"

"Siz ne biçim bir hayat yaşıyorsunuz?" diye haykırırdı. "Açlık, sefalet, soğuk, kötü kıyafetler... Bu da adalet mi? Böyle bir hayatta bir şey öğrenmek mümkün mü? Ah, Çar sizin nasıl yaşadığınızı bir bilseydi..."

Kendilerini kaybedecek kadar işe veren, işlerini bu derece zekâ ve beceriyle yapan bu iki ayaklı canavarları kucaklayıp öpmek arzusuna kapılıyordum.

Ve bu yarı çıplak insanlar sabahın ikisine kadar, sağanak yağmurun ve sert rüzgârın altında benim, insan dünyasının ne kadar müthiş bir enerjiyle dolu olduğunu saygıyla anlamamı sağlayarak, durup dinlenmeden çalıştılar.
Sonra vapura geçildi ve herkes sarhoş gibi sızarak uyudu.

"Bir şeyi eleştirme hakkına sahip olmak için, herhangi bir gerçeğe inanmak gerekir. Siz neye inanıyorsunuz?" diye sordu.

Onlara göre halk, bilgeliğin, ruh güzelliğinin, iyi kalpliliğin timsali, neredeyse Tanrı'ya eş, mükemmel, adil ve yüce olan şeylerin depolandığı bir varlıktı. Ben böyle bir halk bilmiyordum. Ben marangozları, hamalları, duvarcıları, Yakov'u, Osip'i, Grigoriy'i görmüştüm. Oysa burada halktan bir bütün olarak söz ediyorlardı. Kendilerini, halktan daha aşağı bir yere koyuyor, onların iradesine bağımlı görüyorlardı.
Kış için kendime "bir yer" aramalıydım. Ve bu yeri Vasiliy Semyonov'un pasta fırınında buldum.
Hayatımın bu dönemini "Patronlar", "Konovalov", "Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız" adlı hikâyelerimde anlatmıştım. Zor bir dönemdi! Ama aynı zamanda öğreticiydi!

Bu insanlara neler anlattığımı Tanrı bilir, ama şüphe yok ki, daha değişik, daha kolay ve daha makul bir hayat olabileceği umudunu onlarda uyandırmış olmalıyım. Ara sıra bunu başardığım da oluyordu. Şiş yüzlerinin insani bir hüzünle aydınlandığını, gözlerinin zulüm görmüş insanlara özgü öfke ve dargınlıkla parıldadı ğını gördüğümde içim güler, halkın arasında çalıştığımı, onları kültür ve bilgiye kavuşturduğumu gururlanarak düşünürdüm.

"Dünyayı yöneten aşk ve açlıktır."
"İnsanlar bilgi değil, unutma ve avuntu peşinde koşarlar."

Oysa "mantıklı, iyi ve kalıcı" işler yapma arzusuyla yanıp tutuşuyordum

‘‘Sirke gitmeyi seviyorum," derdi. "Atları, hayvanları nasıl eğitiyorlar, değil mi? Hayvanlara saygıyla bakıp düşünüyorum: Öyleyse insanlara da akıllarını nasıl kullanacakları öğretilebilir. Sirk adamları hayvanları şekerle kandırıyor. Oysa biz, elbette şekeri bakkaldan satın alabiliriz. Bizim ruh için şekere ihtiyacımız var. Bu şekerin adı şefkattir. Öyleyse delikanlı, şefkatli olmak gerekir, bizde âdet olduğu üzere sopalamak değil. Haksız mıyım?"

"Ben sahipsiz, kuyruğu kesik bir köpeğim. Oysa halk, zincire bağlı köpeklerden oluşur. Her birinin kuyruğuna karıları, çocukları, armonikaları, eşyalarından oluşan bir sürü sarmaşık dolanır. Ve her köpek kendi kulübesine bayılır. Sana inanmazlar. Bizim Marazov'un fabrikasında kim öne çıktıysa alnına darbe yedi. Oysa alın, kalça değildir, yarası kolay kolay kapanmaz!"

"Göze görünmez ağ, kalplerde, kemiklerdedir. Onu koparıp yok etmeyi bir dene! Çar, halkın Tanrısıdır."
Bu soru, bir duvar gibi karşıma dikilmişti: Eğer yaşam yeryüzünde mutluluk uğruna sürdürülen bir mücadeleyse, merhamet ve sevgi, bu mücadelenin başarıya kavuşmasını engellemeyecek miydi?

Öğrenciler arasında ayaklanmalar başlamıştı. Bu ayaklanmaların anlamını ve gerekçesini anlamıyordum. Neşeli bir telaş görüyor, ama içindeki dramları fark edemiyor, üniversitede okuma mutluluğuna erişmek için işkenceye bile katlanılabileceğini düşünüyordum. Eğer bana:
"Git, oku, ama bunun karşılığında sana pazar günleri Nikolayev Meydanı'nda sopa atacağız!" teklifinde bulunsalardı, sanırım bu şartı kabul ederdim.

Siz okumalısınız, ama bu kitaplar insanlarla aranıza duvar örmemeli.
"Sevgi demek, haklı bulmak, hoş görmek, görmezden gelmek ve bağışlamak demektir. Ancak bir kadına bu tarzda davranılabilir. Halkın bilgisizliğini fark etmeyip, yanılgıya düşmesini haklı bulabilir, her türlü rezilliğini hoş görüp, vahşiliğini bağışlayabilir miyiz? Yapamayız, değil mi?"

Köylüye şunu söylemek gerekir: Sen, kardeşim, kötü bir insan değilsin, ama kötü bir yaşam sürüyorsun ve hayatının daha kolaylaşması ve iyileşmesi için elinden hiçbir şey gelmiyor. Vahşi bir hayvan bile kendini senden daha fazla düşünür ve kendini senden daha iyi korur. Oysa, herkes senden, yani köylüden türemiştir. Soylu sınıfı, din adamları, bilginler ve çarlar. Bunların hepsi bir zamanların köylüleridir. Görüyor musun? Anladın mı? Öyleyse seni adam yerine koymaları için yaşamasını öğren."


Kanunları öyle bir yaz ki elimi kaldırıp kimseye vurmayayım. Kanun çelik gibi sağlam olmalı; anahtar gibi. Benim yüreğimi kilitlesin o kadar! O zaman ben korkarım. Aksi takdirde ...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder