📚Goriot Baba, Balzac’ın “İnsanlık Komedyası” adlı anıt yapıtının ilk kitabı, gerçekçilik akımının ise başyapıtı niteliğini taşımaktadır.
📚Balsac, Goriot Baba'da ; Paris'te Madam Vauquer’in işlettiği orta halli bir pansiyonda kalan insanlar üzerinden çeşitli sosyal tipleri tasvir ederek aşktan ziyade yoksulluk, para, güç, ünlü olma isteği, evlat sevgisi ve özlem gibi sosyal konular ile burjuva trajedisini son derece başarılı bir şekilde inceliyor.
📚 Kitabın ilk bölümünde çok sayıdaki karakterin tanıtımı ve uzun tasvirlerden dolayı biraz zorlanıp sıkılmakla birlikte, ilerleyen sayfalarda yerleşen konu sayesinde merakla okuduğumu söyleyebilirim. Her ne kadar romanın ismi Goriot Baba olsa da ,
birçok romanda olduğu gibi tek bir kahraman çıkmıyor karşımıza: Tüm benliğini, şahsiyetini, servetini kızlarına adayan, 2 kızının mutluluğu için yanlış bir eğitim metodu uygulayan emekli, şehriyeci Goriot Baba; yoksuluktan utanan, okuyup ailesini fakirlikten kurtarma umudunu taşırken, bir an önce zengin olup Paris'in en soylu salonlarına girme hayalleri içerisine dalan genç taşralı bir hukuk öğrencisi Eugène de Rastignac ve kürek mahkumuyken kaçarak izini kaybettiren suçlu Vautrin’in hikayesini okuyoruz.
📚KİTABIN KÜNYESİ
Adı :Goriot Baba
Orijinal Adı : Le Pére Goriot
Yazarı : Honore de Balsac
Çevirmen : Tahsin Yücel
Türü : Edebiyat- Roman
Yayınevi : Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 304
Baskı : Kasım 2017
📚Stefan Zweig'in "O, sanatçı diye adlandırılamayacak kadar dâhidir." diyerek bahsettiği Honore de Balzac, 19. yüzyıl Avrupa edebiyatında realizmin ve klasik roman tekniğinin kurucusudur.
Doksan üzerindeki eserinde 2000'in üzerindeki karakterle Fransız burjuvazisinin atmosferi, alışkanlıklarını, geleneklerini ve yaşam tarzını yermiştir.
KİTAPTAN ALINTILAR
Gerçek alçakgönüllülükleri, zayıflıkları ya da ilgisizlikleri yüzünden her şeye katlananlara her şeyi çektirmek insanoğlunun yaradılışında bulunan bir şey belki de. Başka bir kişi ya da başka bir şey yararına gücümüzü ortaya koymaktan hoşlanmaz mıyız?
*
Düşkünlüklerimizi herkese belli etmekten daha tatsız bir şey yoktur.
*
Çocukların ne olduklarını anlamak için ölmek gerekmiş...
Ah dostum, evlenmeyin, çocuk sahibi olmayın sakın! Siz onlara hayat verirsiniz, onlar size ölüm verirler.Siz onları dünyaya getirirsiniz, onlar sizi dünyadan kovarlar.Hayır, gelmeyecekler!Bunu on yıldan beri biliyordum.Kimi zaman bunu kendi kendime söylerdim ama inanmaya cesaret edemezdim.
*
“Size bile bile kötülük eden insanlarla görüşmeyi sürdürürseniz, belki de korkarsınız onlardan, ama açtığı yaranın derinliğini bilmeden yaralayan kimseyi bir budala, hiçbir şeyden yararlan masını bilmeyen bir beceriksiz sayarsanız, küçümsersiniz onu.”
*
Yaşının mutsuzluklarına katlanmasını da bilmeli insan.
gerçek duyguların da beyni ve gözleri bulunduğuna inanırım dostum; bu
*
Yüreğimiz bir gömüdür, birden boşalttık mı battık demektir. Bir insanın beş parasız olmasını bağışlayamadığımız gibi, bir duygunun olduğu gibi ortaya dökülmesini de bağışlamayız.
*
Gerçek bir duygunuz olursa, bir gömü gibi saklayın; hiçbir zaman sezdirmeyin, yoksa mahvolursunuz. Cellat olmaktan çıkar, kurban olursunuz. Sevecek olursanız, gizinizi iyi saklayın! İçinizi kime açtığınızı iyice düşünmeden açmayın. Daha var olmayan bu aşkı korumak istiyorsanız, bu çevreden sakınmayı öğrenin.
*
Bizim şapkalarımızı giymekle davranışlarımızı da kazanacaklarını uman burjuvalar bulunduğu gibi, hep bir başka kadının seçtiği adamı seven kadınlar vardır.
*
Paris’in yüksek bölgelerine dalan düş gücü, binlerce kötü düşünce esinledi ona, kafasını, bilincini genişletti. Dünyayı olduğu gibi gördü: Zenginlere diş geçiremeyen yasalar, yine öyle bir ahlak. En güçlü dayanak servetti.
*
Yüksek çevreye girmem gerek, ama bir çift temiz eldiven alacak param yok.
*
Kont de Restaud, güzelliği için Anastasie’nin ardına düşüyordu; onun da soylular çevresine eğilimi vardı, böylece yüksek çevrelere girmek üzere baba evini bırakmaya yönelmişti. Delphine parayı seviyordu. Nucingen’ le, Kutsal-İmparatorluk’ta baron olmuş, Alman kökenli bir bankerle evlenmişti. Goriot, erişteci kalmıştı. Bu iş onun tüm yaşamıydı, ama çok geçmeden, kızları ile damatları bu ticareti sürdürmesi karşısında sarsılmışlardı. Beş yıl süresince ısrarlara karşı koyduktan sonra, işyerinin geliri ve bu son yılların kârıyla çekilmeye boyun eğmişti. .. Kocalarının baskısı altında, iki kızının kendisini evlerine almak şöyle dursun, onunla açık açık görüşmeye bile yanaşmamak zorunda kaldıklarını görüp de büyük bir umutsuzluğa kapılınca gelmişti bu pansiyona.
*
Hiç kuşkusuz düşünceler tasarlanışlarındaki güce oranlı olarak yansır, toptan çıkışlarında bombalara yön veren yasaya benzer bir matematik yasayla fırlar, beynin gönderdiği yere çarparlar. Etkileri değişiktir.
*
Burada nasıl ilerlenir, biliyor musunuz? Ya deha parıltısıyla ya da ahlaksızlığın verdiği beceriklilikle.
*
“Erdeme bağlı kalmak, yüce kurbanlık! Adaam sen de! Herkes erdeme inanıyor, ama kim erdemli ki? Bütün halklar özgürlüğe tapıyor;, ama yeryüzünün neresinde özgür bir halk var? Gençliğim hâlâ bu lutsuz bir gök gibi mavi; büyük ve zengin olmak istemek yalan söylemeye, eğilmeye, sürüklenip doğrulmaya, dalkavukluk etmeye, içindekini gizlemeye razı olmak değil midir? Yalan söylemiş, eğilmiş, sürüklenmiş kimselere uşaklık etmeye razı olmak değil midir? Bunların suç ortakları olmadan önce, kendilerine hizmet etmek gerekir. Hayır işte! Soylu ve arı bir biçimde çalışmak istiyorum ben; gece gündüz çalışmak, başarımı yalnız kendi çalışmama borçlu olmak istiyorum. Başarıların en ağırı olacak bu, ama her gün başım yastığımda kötü düşüncelerden uzak olarak dinlenecek. Yaşamını gözlerinin önüne getirip de onu bir zambak kadar arı bulmaktan daha güzel şey mi olur? Ben ve yaşam, bir genç adamla nişanlısı durumundayız. Vautrin on yıl evlilikten sonra olanları serdi gözlerimin önüne. Hey Tanrım! Kafam karışıyor.
*
Kadife eldiven altında demir eli, tavırlar altında kişiliği, byencilliği, cila altında tahtayı sezdi.
*
“Siz kadınların aradığı şey nedir? Mutluluk,” diye ekledi. “Bir kadın için mutluluk sevilmek, tapılmak, isteklerini, heveslerini, kederlerini, sevinçlerini açabileceği bir dostu bulunmak, aldatılmaktan korkmadan, sevimli kusurları, güzel üstünlükleriyle, ruhunun çıplaklığı içinde görünmekse, inanın bana, bu sadık, bu her zaman ateşli yürek, kendisi için dünya siz olduğunuzdan, dünya konusunda hiçbir şey bilmeyen, bilmek de istemeyen, düşler içinde yaşayan bir genç adamda bulunabilir.
*
“Benim canım iki kızımdadır. Onlar eğleniyorsa, mutluysa, güzel giyinmişse, halılar üstünde yürüyorsa, ben şu ya da bu kumaşı giymişim, şurada ya da burada yatmışım, bunun ne önemi var? Onların yeri sıcaksa, ben üşümem; onlar gülüyorlarsa, benim canım sıkılmaz. Kederlerim yalnız onların kederleridir. Siz de baba olduğunuz zaman, çocuklarınızın cıvıldaştıklarını işitip de içinizden, ‘Bunlar benden çıktı,’ dediğiniz zaman, bu küçük yaratıkların kanınızın her bir damlasına bağlı olduğunu, onun en iyi yanını oluşturduğunu sezdiğiniz zaman, onlar yürüdükçe kendiniz de hareket ettiğinizi sanacaksınız, böyledir bu! Sesleri sesime yanıt verir her yerde. Bakışları, hüzünlü oldukları zaman, kanımı dondurur. Bir gün anlayacaksınız, çocuklarının mutluluğu kendi mutluluğundan çok daha fazla mutlu eder insanı. Nedenini açıklayamam size, her yana rahatlık salan iç devinimlerdir bunlar. Kısacası, ben üç kez yaşıyorum. Tuhaf bir şey söyleyeyim mi ben size? Baba olduğum zaman, Tanrı’yı anladım. Bütün varlıklar kendisinden çıktığına göre, bütünüyle her yerdedir. Ben de kızlarım karşısında böyleyim, Mösyö. Şu var ki ben kızlarımı Tanrı’nın dünyayı sevdiğinden daha çok severim, çünkü dünya Tanrı’dan güzel değil, benim kızlarımsa benden daha güzel.
*
İnsan istekleri uçsuz bucaksız çemberler içinde olduğu kadar küçücük halkalar içinde de dopdolu olarak karşılanabilir.
*
Babalar mutlu olmak istiyorlarsa hep vermelidirler. Durmadan vereceksin, budur insanı baba yapan.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder