12 Ocak 2019 Cumartesi

"6.Koğuş" - Anton Çehov


📚Rusya’nın küçük bir kasabasındaki hastanede akıl hastaları bölümünde yatan eğitimli İvan Dmitriç ile hastane doktoru Andrey Yefimiç arasında,   derinlemesine gerçekleşen felsefik sohbetleri okuyoruz bu kitapta.


📚 Okuduğum ilk Çehov öyküsü 6.Koğuş.   Güçlü ve sürükleyici anlatımı ile  son olması mümkün değil.  Kitabın ilk 50 sayfasında yazarın hayatı,edebi kişiliği ve eserleri yer alıyor. Sonra iki öykü. Ikincisi Çukurda. Bu hikayesi  de çok ses getirmiş.

📚Kitap bize şunları düşündürüyor: Düzene uyum sağlayan ses çıkarmayan kişiler mi yoksa toplumun kurallarına uymayan kişiler mi deli ?

📚«6.Koğuş», Anton  Çehov'un, realizm ile sembolizmi gayet ustaca kullandığı,  en yüksek sanat eserlerinden biridir. Çarlık Rusyasına ayna tutan canlı bir timsalidir.

📚Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. İvan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü “felsefi” yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya’nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının “deliliği”nin simgesidir adeta.

 📚Rus edebiyatına kısa, sade ve mizahî hikâye anlayışını sokan Çehov, 19. yüzyıl sonlarındaki Rus sosyetesinin gerçek  sosyal çehresini,  derebeyleri, köylüler, işçiler, esnaflar ve memurlar gibi çeşitli tabakaların yaşam ve psikolojilerini eserlerinde başarıyla işlemiştir.




KİTAPTAN ALINTILAR

«Ben zararlı bir davaya hizmet ediyorum ve aldattığım insanlardan maaş alıyorum; ben namuslu bir insan değilim. Fakat ben bir ferd olarak hiç bir şey değilim; ancak zarurî sosyal fenalığın bir parçasıyım: Bütün kaza memurları zararlı kimselerdir ve nahak yere maaş alıyorlar... Demek ki, kendi namussuzluğumdan mesul olan ben değilim. Zamandır. Eğer ikiyüz yıl sonra doğmuş olsaydım, bambaşka bir insan olurdum.»
*
Sizin inanmış olmanız çok iyi bir şey.. Böyle bir inanç ile, dört duvar arasında bile gamsızca yaşanabilir..
*
Ilık, rahat bir oda ile bu koğuş arasında hiç bir fark yoktur, dedi. İnsanın huzur ve saadeti kendi dışında değil, bilâkis kendi içindedir.
*
Ağrıya karşı haykırış ve göz yaşları ile; alçaklığa karşı hoşnutsuzlukla; adiliğe karşı nefretle mukabele ediyorum. İşte bence, hayat denilen şey de bundan ibarettir.
*
«Sabık bir toprak kölesinin, sabık bir bakkalın oğlu olan bir idadi talebesinin, kilisede mugannilik eden, papaz ellerini öpmeğe alıştırılan, her lokma ekmek için bin bir yaltaklık eden, babasından birçok defalar dayak yiyen, derslerine yırtık pabuçlarla giden, zengin akraba sofralarında karnını doyurmasını seven, herhangi bir sebep ve lüzum olmadığı halde, münhasıran kendi hiçliğini idrâk ettiği için hem Allah'ı, hem insanları aldatan bir delikanlının, günün birinde gözlerini hayata açtığı zaman damarlarında artık bir köle, bir esir kanı değil de hakikî bir insan kanı cevelân ettiğinin nasıl farkında olduğunu anlatan bir hikâye kaleme almak, cidden çok enteresan olurdu».

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder