20 Aralık 2018 Perşembe

"Bir Çift Yürek"-Marlo Morgan

"Bir insanın yaşamında kim olduğu ve sonsuz varoluş nedeni hakkında düşündüğü anlar gerçekten ne de azdır!"
📚Yazarın Avustralyalı  Aborjinlerle yaşadığı gerçek hikâye üzerine yazdığı bu kitabın pdf formatıyla neredeyse 90. sayfasına geldiğimde, üniversite yıllarımda  okuduğum bu kitap için, gençlik heyecanıyla beğendiğimi düşünmüştüm. Zira hala bir hayat tecrübesi, ilginç bir anekdot, hayatıma yön verecek bir mesajla karşılaşmamış, hiç bir cümle,paragraf kopyalamamıştım. Derken çöl yolculuğu başladı...

📚Evet, Bir Çift Yürek Amerika’da otuzbir hafta boyunca New York Times Bestseller listesinde zirvede kalmış ve yirmidört dile çevrilmiş bir roman.
📚Amerikalı yazar Marlo Morgan, Kansas City’de doktorluk yaparken bir iş teklifiyle birkaç seneliğine Avustralya’ya yerleşiyor. Burada Aborjinlerin  sorunları ile ilgilenip yardım ediyor  ve bir grup aborjin kabilesi onu bir toplantıya davet ediyor. Işte yazarın tamamen ilkel şartlarda, birkaç ay süren fakat kendisine ,hayata bakış açısını değiştiren bir  aydınlanma  yolculuğu başlamış oluyor.
📚 Bu zorlu yolculukta, çölün çorak topraklarında ve kavuran sıcağında, bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğreniyor. Onların yasam felsefelerine, bilgeliklerine, şifa yöntemlerine şahit oluyor.
📚Bayan Marlo, kitabında günümüz kapitalist dünyasındaki yaşam ile Aborjinler'in paradan ve hırstan uzak doğal yaşantıları ve daha birçok şeyi  sürekli karşılaştırıyor.
📚Yazar evine döndükten sonra, bu tecrübelerini paylaşıyor, kitaplaştırıyor. United Artist şirketine film için yayın hakları veririlince Aborjinler protesto ediyorlar. Bir grup Aborjin 1996 yılında ABD'ye gelip film çekimlerini engellemek istiyor. Morgan bu protestocularla tanıştıktan sonra,  hem Aborjinlerin kimliklerinin belirlenmemesi amacıyla hem de onları yasal sorunlardan korumak için kitabının bir kurgu olduğunu söylüyor. 

KİTAPTAN ALINTILAR

Asla, asla deme!
*
İnsan yüreğinden akan tek şeyin kan olmadığını öğrenmiştim.
*
...her şeyin bir varoluş nedeni olduğuna inanıyorlardı. Her şeyin bir amacı vardır. Hiçbir şey rastlantısal, anlamsız ya da yanlış değildir.
*
Alıp başımızı bir yerlere gitmek zordur. Yine de bazen çekip gitme isteği duyuyoruz. Gittiğimiz yerlerde daha mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Ne aradığını bilerek yola çıkanlar var, ne aradığından habersiz olanlar da.
*
ALINTILAR

"Bütün ömrüm boyunca bana güvenli bir iş edinmem, enflasyona karşı korunmam, bir mülk satın almam ve emekliliğim için para biriktirmem gerekliliği anımsatılmıştı. Burada bizim sosyal güvencemiz asla düzenini bozmadan doğup batan güneşti. Benim standartlarıma göre dünyanın en korunmasız ırkı ne ülserden, ne yüksek tansiyondan, ne de kalp hastalıklardan yakınıyordu."
*
Onlar, dünyanın her yanında insanların birbirlerini acımasızca öldürmesini kolaylıkla benimseyebilirlerdi ama yeryüzünde ırkçı olmayan, müthiş bir uyum ve dayanışma içersinde yaşayan, kendi yeteneklerini bulup ortaya çıkarmak kadar, başkalarının yeteneklerini de onurlandıran insanlar olduğuna inanmakta güçlük çekebilirlerdi.
*
 Ooota’ya göre, Gerçek İnsanlar’ın telepatiden yararlanabilmelerinin nedeni, onların asla yalan söylememesiydi. Bu kabilenin insanları gerçekleri gizlemek, minik ve zararsız yalanlar söylemek nedir bilmezler. Hiç yalan söylemedikleri için saklayacak hiçbir şeyleri de yoktur. Onlar, birbirlerini algılamak için zihinlerini açık tutmaktan ve başkalarına bilgi vermekten yüksünmeyen bir öbek insandır.
*
Bu dünyanın insanları asla “açık zihinli” olmaya yanaşmazlar. Saklanacak o kadar çok hile, o kadar çok kırgınlık vardır ki!
*
Ya ben, bana karşı yanlışlar yapan herkesi acaba affedebilir miydim? Neden olduğum tüm kırgınlıklar için kendi kendimi bağışlayabilir miydim? Keşke, günün birinde, Aborijinler gibi tüm zihnimi bir masaya yatırabilseydim ve tüm davranışlarım sergilenip incelenebilseydi.
*
Gerçek İnsanlar, sesin var oluş nedeni olarak konuşmayı görmezler. Konuşmak, yürek ve akılla yapılır. Ses, konuşma amaçlı kullanıldığı zaman ortaya dökülenler boş sözlerdir, ruhsal içerikli olamazlar. Ses, şarkı söyleme, kutlama yapma ve şifa vermeye yarar.
*
Kendimi bağışlamayı, yargılamamayı, ama geçmişten ders almayı öğrenmem gerekiyordu. Bana kabul etmeyi, içten olmayı ve başkalarının da aynını yapabilmesi için kendimi sevmeyi öğrettiler.
*
Bir insanın yaşamında kim olduğu ve sonsuz varoluş nedeni hakkında düşündüğü anlar gerçekten ne de azdır!
*
“Buluşların anası gereksinimlerdir”
*
Herkesin şifacısı kendi içindedir.
*
Eğer yüreğinde başka insanlara karşı kötü duygularla yürüyüp gidersen ve bu çember kapanmamışsa, bu yaşamın başka anlarında yinelenecektir. Bir kez değil, dersini alana dek defalarca acı çekersin. İncelemek, öğrenmek ve olanlardan ders alarak bilgelik kazanmak iyidir. Minnet duymak, senin deyiminle kutsamak ve huzur içinde yürüyüp gitmek iyidir. “
*
Bedenin işlevlerindeki bir yavaşlama, çevremize şöyle bir bakmamıza ve iyileştirmemiz gereken gerçekten önemli yaralarımızı incelememize olanak sağlar: hasar görmüş ilişkiler, inanç sistemimizde oluşmuş boşluklar, korku tümörleri, Yaratıcı’ya karşı duyduğumuz kuşkular, bağışlama yetimizi yitirmemiz ve bunun gibi nedenler söz konusu olabilir.
*
Yenilikler, ancak onlar için yer açtığınız zaman yaşantınıza girebilirler.
*
bir kişinin kendinde değişiklik yapabilmesinin tek yolu bunun kararını kendi başına vermesidir ve herkes kendi kişiliğinde her türlü değişikliği yapma gücüne sahiptir.
*
Arkamızda bırakabileceklerimizin ve kendimize katabileceklerimizin sınırı yoktur.
*
 Ve yine bu kabilenin insanları, bir başkası üzerinde etki yapabilmemizin tek yolunun kendi yaşamımızdan, kendi davranışlarımızdan ve eylemlerimizden geçtiğine inanırlar.
*
Bizler varoluşumuzu zenginleştirebiliriz, kendimize daha fazlasını verebiliriz ve kendi kendimize bu konuda izin verirsek daha yaratıcı ve daha mutlu olabiliriz.
*
Bir insanın kendi değerini anlayabilmesi ve kendine yeni bir ad takma törenini düzenleyebilmesi arasında önemli bir bağlantı vardır.
*
Her insan tektir, her birimize özel nitelikler verilmiştir ve bunlar güçlendirilerek ömür boyu süren yeteneklere dönüştürülebilir.
*

Uyku, dinlenmek ve bedenin kendini toparlaması için çok önemliydi ve bu zaman diliminde yeni tasarılar için enerji harcamamak gerekirdi.
*
fiziksel sağlığı iyileştirmek için, her insanın içinde olan ve kanayan, yaralı ve hastalıklı o sonsuz varlığı iyileştirmek gerekiyordu.
*
Amerika’daki evimden buraya kadar onbeşbin kilometreden fazla yol kat etmiştim ama düşünce tarzım bir milim bile değişmemişti. Beynin sol tarafının söylediklerine kulak asan bir dünyadan geliyordum. Mantık, yargılama, okuma, yazma, matematik, neden ve sonuç gibi değerlerin dünyasında yetişmiştim; burada ise beynin sağ yarısının egemen olduğu bir gerçeklikteydim. Benim sözde önemli eğitim kavramlarımın ve uygarlık gereksinimlerimin hiç birine önem vermeyen insanların arasındaydım. Onlar beynin sağ yarısının efendisiydiler; yaratıcılık, hayal gücü, sezgi ve ruhsal kavramlar konusunda hepsi birer ustaydı. Onlar iletişimlerini sözlere dökmeye bile gerek duymamışlardı ve bunu düşünceyle, duayla, meditasyonla, her ne ad verirseniz verin onunla başarabiliyorlardı.
*
Ama sonra yeniden toplumumun sol beyinli insanı olmaktan kurtulmayı denedim. Kendimi sezgilere açtım, gözlerimi yumdum, su olmaya başladım. Yürümeye başladım ve tüm duyularımı kullanmayı denedim. Suyun kokusunu alabiliyor, tadını duyabiliyor, hissedebiliyor, sesini duyabiliyor, görebiliyordum.
*
Noel’i kutsamak için, Gerçek İnsanlar’ın yaşamı yaşayış biçimlerinden daha iyi bir yol olamazdı. Onlar bizler gibi her yıl aynı bayramları kutlamıyorlardı. Kabilenin her üyesi yılın bir gününde kutlanıyordu; bu onun yaşgününde yapılmıyor, daha çok yeteneğinin tanınması, topluluğa katkısı ya da ruhsal gelişmesinde bir adım daha ileriye gitmesi gibi durumlarda gerçekleşen bir kutlama oluyordu. Onlar yaşlandıkları için şenlikler yapmıyorlardı, önem verip kutladıkları tek şey, sadece daha iyi olmaktı.
*
Herkes için kendine özel bir şenlik düzenleniyordu ama bunun bizim yaşgünü partilerimiz ile hiçbir ilgisi yoktu - bunlar onların özgünlüklerini ve yaşama katkılarını kutlamak için yapılıyordu. Onların inancına göre zamanın akıp gitmesinin amacı bir insanın daha mükemmel, daha bilge hale gelmesi ve kendi varoluşunu dile getirmede daha başanlı olmasıydı.

Benim birden çok yeteneğim olduğunu düşünüyorlardı ve kendi kültürüme sadık kalarak, onları ve onların yaşama bakış tarzlarını çok sevdiğimi anlamışlardı. Bu yüz den bana “Bir Çift Yürek” adını verdiler.
*
Acaba artık maddeyi değil, deneyimi hazine saymayı öğrenebilmiş miydim?
*
“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver. ”
*
Yeni bir din bulmuş değildim ama yeni bir İnanç kazanmıştım.
*
Pasta Kreması:Yaşamlarında bir de pasta kreması diye bir şey var. Bu, onların varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasanlar yapmakla geçirdiklerini ve yaşamlarının pek az zamanının sonsuz varlıklarını geliştirecek eylemlere ayırdığının bir kanıtı bizce.
*
“Seninle yeniden karşılaşacağız ve bu kez insan bedenleri yükümüzden kurtulmuş olacağız. “
*
Bizler, onların barışçıl, anlamlı değerlerini pratik eyleme dönüştürmeye özen göstermeliydik. Artık, her birimizin iki yaşamı olduğunu biliyordum: biri öğrendiğimiz, diğeri sonra yaşadığımız yaşamdı.
*
“Yaşamımın geri kalanını Gerçek İnsanlar’dan öğrendiklerimi uygulamakla geçirmek istiyorum. Her şeyi! Hatta gözden yitme sanatını bile!!! ”
*
Neler olup bitmekte olduğunu gözlemek ve onu yargılamak arasındaki ayrımı öğrendim. Her şeyin ruhsal zenginleşme için bir fırsat olduğunu öğrendim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder