"İnsanlara tavsiyem şudur ki, nasıl “zenginin parası, parasızın çenesini yorarsa”, başkalarının mutlu görünümü, insanı kendi mutlu olma imkanını, kabiliyetini görmekten alıkoymamalı. Filmler, resimler birer hayaldir. Başka insanların dış görünümleri de bizi aldatmasın. İnsan kendi mutlu olma imkanını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan “an”dır. Onu ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir. Yoksa deniz kenarında fotoğrafçılar tarafından düzenlenmiş bir mutluluk tablosu sahtedir ve bazı saf kimselerin duygularını istismar etmekten başka bir şey ifade etmez."
📚Mavera dergisinin çıktığı 1970-1990'lı yıllarda, Zarifoğlu'nun daha çok dergiye yazı gönderen gençlere yazmış olduğu yönlendirici eleştirilerinin yer aldığı mektupların, vefatından sonra "nisyandan ne kadarını kurtarabilirsek kardır. " sözünün verdiği cesaretle toplanmasıyla oluşmuş olan; güzel, keyifle, ibretle okuduğum bir kitaptı.
📚Zarifoğlu'nun yoğun çalışma ve mesai saatlerine rağmen; büyük bir cehd ve gayretle genç yazar ve şairlerle ilgilenmesi, ideali uğruna bir dergiyi ayakta tutma, dergiye yeni okur ve abone kazanma gayretleri; Afganistan mücadelesine vermeye çalıştığı destek, dünya görüşü, sanat-edebiyat anlayışı , örnek çalışma disiplini... Bunların her birerini mektuplarındaki satırlarda görebiliyoruz.
KITAPTAN ALINTILAR
"İster yayınlansın ister yayımlanmasın, şairlikte ve yazarlıkta kendinden başka dinamon yok."
*
Açıyı açalım solcusu ile sağcısı ile yabancısı ve yerlisi ile bütün dünyayı birden görmeye bakalım. Aksi halde etrafımızda döner durur ve kendimiz de okuyucumuz da yozlaşır.
*
Sermaye dergilerinin, etrafı adeta haraca kestiği bir devirde, yolları tuttuğu bir zamanda ve insanların renklere resimlere kolaya akıp gittikleri şu şartlarda problemimiz devasa bir kaya kütlesi ise, bizim de elimizde küçücük bir çekiç var. Bununla o dev kütleyi parçalamak mümkün mü? Evet mümkündür! Durmadan ısrarla hep aynı noktaya vurarak mümkündür.
*
Görüyorsunuz hiç şiirden sanattan söz etmedik. Başımızın üstüne bir çatı çatamazsak, nakışları nereye koysak ıslanacak harap olacak.
*
Ama bir yandan belli bir program içinde bazı şeyleri yoğun şekilde araştır ve bir veya bir kaç çalışmayı bir arada notlamaya başla. Böyle söylüyorum, zira bir çalışmayı yaparken karşılaşacağın bilgiler, aklına gelebilecek düşünceler pekâlâ başka çalışmalar için malzeme olabilir, bu fırsatları da değerlendirmen, vakti zayi etmemen gerekir.
*
Fakat bu işi küçümsenmeyecek bir ciddiyetle ele almazsan kötü bir yorgunluktan başka bir şey elinde kalmayacak.
*
Sohbetleriniz ve konuşmalarınızın daima faaliyete yönelik olmasına dikkat edin ve gıybetten kaçının. Açı’mızı “bütün dünya müslümanlarının sorunlarını görecek şekilde geniş tutarak, dar mekânların dedikodu ve gıybete götüren etkilerinden kurtulun.
*
Bize Almanları ve Türkleri, kapılanları ve direnenleri, kısaca kültür çatışmasından doğan çarpıcı gözlemlerinizi yazabilirsiniz.
*
Herkesi mektuplarla yoklayarak kendini zinde tutabilirsin.
*
Fakat yeni olmaya ve yeniyi, aramaya mecbur olduğunu unutma. Bütün o çevrelerde artık “bayatlamış” bir maya vardır. O istemesen de, hele farkında değilsen sana bulaşıverir. Bu noktada da açın geniş olmalı. John Kenet Galbraith ve bir iki isim daha var. Kenet’in “Kuşku Çağı” isimli eseri, bu kişileri okuyabilirsin. İşte o geniş açı için araçlar.
*
Düzenli arşiv, bir kitaplık, daima not alarak okumalar, çalıştığın konuyu ehil kişilerle tartışmalar ve bazı zevkleri, istirahatları yazabilmek için terk, yapılacak işlerin olmalıdır. Eleştiri, sahiplerini bekleyen bomboş bir meydan. Bunu da kabiliyetini bu yönde kullanman için bir motif olarak öne sürmek mümkün.
*
Ama hepsinden önemlisi de gayretimiz ve ihlâsımız ne kadarına layıksa o kadarı nasip oluyor.
*
Menfilerin cazibesine kapılıp gitmeyin. Kötüyü anlatmak çok kolaydır. Buhran ve huzursuzluğu, kepazeliği, gönül tutkusunu, küçücük ilişkilerdeki rezilliği anlatmak çok kolaydır.
*
Müslümanları yüreklendirecek şeyleri, yüreğin güzelliklerini, sevgi ve şefkati, merhameti, yiğitliği, şerefi, umut ve gururu, inanmış kalbin gururunu, bunları, hem de zıtlarıyla anlatma kolaylığını tercih etmeden, doğrudan doğruya kendilerini anlatarak anlatmaya çalışın. Teşhir etmeyin, aksine örtün, ayıpları ortaya dökmeyin.
*
Bu açıdan edineceğiniz yazarlık edebinin ipuçları eski eserlerdedir. O nedenle okuyun, İmam-ı Şarani, Mevlana, Yunus, Reşahat, Eşrefoğlu Rumi…İpuçları, sırlar, edep, adap oralarda ve hadislerde. Batı tipi şiir, hikâye ve romandan sıyrılmak gerekiyor. Bizler için belki çok geç. Malzemenin yerli, eserlerin ruhunun yerli ve İslami olması yetmiyor. Gerçekleştirilmesi gereken tam anlamıyla “Müslüman sanatçı” olmaktır. Bunu tarif etmekten bile acizim. Bu konuda durmadan düşünün. Sanatkârlık, mücerret sanatkârlık, bu konularda göstereceğimiz hassasiyete, bin kere feda edilebilecek bir yetenektir.
*
Şimdilik en iyisi zamanın olgunlaştırması ve şiir yayımlamanın iyileştirici etkileri arasında yol almak.
*
*
Görüyorsunuz hiç şiirden sanattan söz etmedik. Başımızın üstüne bir çatı çatamazsak, nakışları nereye koysak ıslanacak harap olacak.
*
Ama bir yandan belli bir program içinde bazı şeyleri yoğun şekilde araştır ve bir veya bir kaç çalışmayı bir arada notlamaya başla. Böyle söylüyorum, zira bir çalışmayı yaparken karşılaşacağın bilgiler, aklına gelebilecek düşünceler pekâlâ başka çalışmalar için malzeme olabilir, bu fırsatları da değerlendirmen, vakti zayi etmemen gerekir.
*
Fakat bu işi küçümsenmeyecek bir ciddiyetle ele almazsan kötü bir yorgunluktan başka bir şey elinde kalmayacak.
*
Sohbetleriniz ve konuşmalarınızın daima faaliyete yönelik olmasına dikkat edin ve gıybetten kaçının. Açı’mızı “bütün dünya müslümanlarının sorunlarını görecek şekilde geniş tutarak, dar mekânların dedikodu ve gıybete götüren etkilerinden kurtulun.
*
Bize Almanları ve Türkleri, kapılanları ve direnenleri, kısaca kültür çatışmasından doğan çarpıcı gözlemlerinizi yazabilirsiniz.
*
Herkesi mektuplarla yoklayarak kendini zinde tutabilirsin.
*
Fakat yeni olmaya ve yeniyi, aramaya mecbur olduğunu unutma. Bütün o çevrelerde artık “bayatlamış” bir maya vardır. O istemesen de, hele farkında değilsen sana bulaşıverir. Bu noktada da açın geniş olmalı. John Kenet Galbraith ve bir iki isim daha var. Kenet’in “Kuşku Çağı” isimli eseri, bu kişileri okuyabilirsin. İşte o geniş açı için araçlar.
*
Düzenli arşiv, bir kitaplık, daima not alarak okumalar, çalıştığın konuyu ehil kişilerle tartışmalar ve bazı zevkleri, istirahatları yazabilmek için terk, yapılacak işlerin olmalıdır. Eleştiri, sahiplerini bekleyen bomboş bir meydan. Bunu da kabiliyetini bu yönde kullanman için bir motif olarak öne sürmek mümkün.
*
Ama hepsinden önemlisi de gayretimiz ve ihlâsımız ne kadarına layıksa o kadarı nasip oluyor.
*
Menfilerin cazibesine kapılıp gitmeyin. Kötüyü anlatmak çok kolaydır. Buhran ve huzursuzluğu, kepazeliği, gönül tutkusunu, küçücük ilişkilerdeki rezilliği anlatmak çok kolaydır.
*
Müslümanları yüreklendirecek şeyleri, yüreğin güzelliklerini, sevgi ve şefkati, merhameti, yiğitliği, şerefi, umut ve gururu, inanmış kalbin gururunu, bunları, hem de zıtlarıyla anlatma kolaylığını tercih etmeden, doğrudan doğruya kendilerini anlatarak anlatmaya çalışın. Teşhir etmeyin, aksine örtün, ayıpları ortaya dökmeyin.
*
Bu açıdan edineceğiniz yazarlık edebinin ipuçları eski eserlerdedir. O nedenle okuyun, İmam-ı Şarani, Mevlana, Yunus, Reşahat, Eşrefoğlu Rumi…İpuçları, sırlar, edep, adap oralarda ve hadislerde. Batı tipi şiir, hikâye ve romandan sıyrılmak gerekiyor. Bizler için belki çok geç. Malzemenin yerli, eserlerin ruhunun yerli ve İslami olması yetmiyor. Gerçekleştirilmesi gereken tam anlamıyla “Müslüman sanatçı” olmaktır. Bunu tarif etmekten bile acizim. Bu konuda durmadan düşünün. Sanatkârlık, mücerret sanatkârlık, bu konularda göstereceğimiz hassasiyete, bin kere feda edilebilecek bir yetenektir.
*
Şimdilik en iyisi zamanın olgunlaştırması ve şiir yayımlamanın iyileştirici etkileri arasında yol almak.
*

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder