17 Kasım 2018 Cumartesi

"Bir Çöküşün Öyküsü"-Stefan Zweig


Bir Çöküşün Öyküsü, XV. Louis zamanında sarayda yaşamış aristokrat bir kadının gerçek yaşam öyküsünden alınmış kısa bir öykü. Fransız sarayında iktidarda bir rolü varken, kralın gözünden düşmesiyle, sahte de olsa saraydaki ilgi ve sevgi dolu yaşamından ayrılmak zorunda kalıp, Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin , çıldırtan yalnızlığıyla iç dünyasındaki fırtınaları kaleme almış Sweig.
Önceki yaşamında , değersiz görerek önemsemediği kişilere yalnızlığı boyunca nasıl çaresizce muhtaç olduğu,bir kişinin varlığının bile ne kadar önemli olduğunu anlaması ve önceki ününü tekrar kazanmak için verdiği partiler, kandırmacalar ve planlı bir ölüm...
ALIŞKANLIĞIN DIŞINDA VE YALNIZ YAŞAMAK ZOR VESSELAM!
KİTAPTAN ALINTILAR

Ancak kapı subayın ardından kapanır kapanmaz madamın dudaklarındaki gülümseme kurumuş yaprağın dökülmesi gibi soluverdi.
*
Ama burada günler nasıl da uzundu. Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu.
*
Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü. Çeşit çeşit şeyler denedi, kitaplar getirtti, ama en ilginç olanları
bile ona basılı kağıtlar gibi geliyordu. içini huzursuzluk kapladı; yıllardır aralarında yaşadığı insanları özlüyordu. Uşakları dik başlı emirlerle boş yere oradan oraya koşturuyordu:
Merdivenleri gıcırdatan adımlar duymak, insan görmek, sahte haber vızıltıları yaratmak, kendini kandırmak istiyordu; gelgelelim şimdiki bütün planları gibi bunu da pek başaramıyordu. Yemeklerden, odadan, gökyüzünden ve uşaklarından tiksiniyordu: İstediği tek şey, geceydi;
daha iyi bir haber alacağı o sabaha kadar derin, düşsüz, kapkara bir uykuydu.
*
ıssızlık bütün odalarda hain bir hayvan gibi oturmaktaydı, kimsenin buralara girmediği yıllar
içinde semirmişti ve kadın hayvanın üzerine atılmasından korktu.
*
Bunlar artık mektup değil, feryattı.
*
Ancak saatlere söz geçmiyordu; sövgülerle, ricalarla, alnnla kışkırtılamıyor, dairesel turlarını miskin miskin atıyorlardı.
*
Sıcak gözyaşlarının buz kesmiş yanaklarından süzülmesini hissetmenin ve korkunç
sessizlikte kendi hıçkırıklarını duymanın sancılı lezzetine gönüllü teslim oldu.
*
Düşünceleri sivrisinek sürüsü gibi vızıldıyordu; o  sadece duymak, bir insan sesi duymak, içinde boğulmak üzere olduğu yalnızlık denizinin önüne bu sesi bir set gibi çekmek istiyordu.
*
Kalabalıklar içinde onlarca yıl yüzmüş ve bu kalabalıkların onu taşıyıp beslediğini
asla anlamamıştı, ama şimdi bir balık gibi yalnızlık
sahiline vurmuştu, çaresizlik ve şahlanmış acılar içinde çırpınıyordu.
*
Mutluluk, servet, iktidar,
gençlik ve aşk olmadan soluk alamayacağını biliyordu;
Fransa'ya hükmettikten sonra köylü kadınma dönüşemezdi
burada.
*
O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. Ondan çok şey istendikçe o daha fazlasını verirdi. Ama onunla kimsenin konuşmadığı, onu kimsenin görmediği, duymadığı, arzulamadığı yalnızlığı sırasında çirkinleşmiş, sersemleşmişti, çaresiz kalmış ve mutsuz olmuştu. O ancak yaşamın içinde canlanırdı, yalnızlıkta çöküp gölgeye dönüşürdü.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder