Bir tablodan başlayan aşkın romanı "Kürk Mantolu Madonna". Kitap oldukça popüler olunca okumak istedim. Bir solukta da bitti. Ruhsal tasvirler, psikolojik analizler çok hoşuma gitti. Yazarın Andrea Del Sarto imzalı "Madonna delle Arpie"imzalı tablodan ilhamla bu eseri yazdığı söyleniyor.
"Büyük Hikaye" başlığı altında gazete yayınlanmış olan kitap,
7 dile çevrilmiş. Şimdilerde beyaz perdeye uyarlanma arefesinde.
KİTAPTAN ALINTILAR
Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı âdetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden
geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da
şuurlu dalgınlıktı. Sonra, o zamana kadar "siz" diye hitap ettikleri
dostlarına birdenbire ahbapça "sen" diyecek kadar alçakgönüllü
ve babacan oluvermek, karşısındakinin sözünü yarıda
kesip rastgele manasız bir şey sormak ve bunu gayet tabii olarak,
hatta çok kere şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle birlikte
yapmak...
*
insanlar arasındaki münasebetleri
tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan,
ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan
şeylerdi..
*
İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde
kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne
vardır? Hele bunu yapmak fırsatı, birtakım ince hesaplar dolayısıyla,
ancak muayyen bazı kimselere karşı kendini gösterirse.
*
Ruhunda herhangi bir şeyler olan bir kimsenin bunları
ifade etmek arzusuna mukavemet edemeyeceğini düşünüyor,
bu kadar sessiz ve alakasız bir insanın içinde, nebatlarınkinden
pek de farklı olmayan bir hayat bulunduğunu tahmin ediyordum:
Bir makine gibi buraya geliyor, işlerini görüyor, anlayamadığım
bir itiyatla birtakım kitaplar okuyor ve akşamları
alışverişini yapıp evine dönüyordu. İhtimal, birbirine tıpkı tıpkısına
benzeyen bu bir sürü günlerin ve hatta senelerin içinde,
hastalık zamanları yegâne değişiklikti. Arkadaşların anlattığına
göre, o oldum olası böyle yaşamaktaydı. Kendisinin herhangi
bir şekilde heyecanlandığını şimdiye kadar gören yoktu. Amirlerinin
en yersiz, en haksız ithamlarına hep aynı sakin ve ifadesiz
bakışla mukabele ediyor, yaptığı tercümeleri daktiloya verir
ve alırken hep aynı manasız tebessümle rica ve teşekkürde bulunuyordu.
*
Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini
bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?
*
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar
güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense,
körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça
birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar
*
İnsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlıyorlardı... Bir de ben
bu halimle kalkıp başka bir insanın kafasının içini tahlil etmek,
onun düz veya karışık ruhunu görmek istiyordum. Dünyanın
en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten
hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin
bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku
anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden
biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin
evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz
insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla
öteye geçiveriyoruz?
*
İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek
çabuk alışıyor ve katlanıyor.
*
Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade
şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
*
Başkasına
merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir
ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden
daha zavallı görmeye hakkımız yoktur...
*
Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum
bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim
için bütün insanlığın timsaliydi.
*
İnsanlara kızmama imkân yoktu, çünkü insanların en kıymetlisi,
en iyisi, en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti;
diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi? İnsanları sevmeme
ve onlara tekrar yaklaşmama da imkân yoktu; çünkü en
inandığım, en güvendiğim insanda aldanmıştım. Başkalarına
emniyet edebilir miydim?
*

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder