Eski ama eskimeyen bir dost tavsiyesi ile başladığım bu kitabı severek okudum. Kitap, birçok kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi öyle insanı gaza getirip uçurup kaçırmıyor. Daha mantıklı, sağlam adımlarla, kalıcı bir değişim için gayret ve azimle çalışma gerçeğini kabullendiriyor. Özellikle kendi hayatından kesitlerle de bunu somutlaştırıp, kitabın daha da akıcı hale gelmesini sağlıyor.
Benim ilgimi çeken çok nokta oldu, ihtiyaç duyduğumda kullanacağım yerleri epey azaltmaya çalışarak aldım.
Film olsun , bir roman olsun, sonunu bilmek heyecanı yitiriyor. Çok sevdiğimiz bir kitabı tekrar okumak veya bir filmi tekrardan izlemek ayrı bir şey tabii. Ama bu tarz kitaplarda durum biraz farklı olmalı. Okumadan önce -yüksek verim ve hayata uygulayabilme açısından- küçük bir araştırma yapıp , netten kitabın özetini okuyup, yorumları inceleyebilir ,kitap ile ilgili videoları izleyebiliriz. Neden mi?
1)Okuduklarımızı daha iyi hatırlarız.
2)Bakış açımız genişler.
3)Anlayışımız derinleşir.
4)Uygulama isteğiniz artar.
.
KİTAPTAN ALINTILAR
İLKE
En büyük arzularınızı gerçekleştirmek ve en büyük mücadelelerinizin üstesinden gelmek istiyorsanız, aradığınız sonuçlara hükmeden ilkeyi ya da doğal yasayı saptayın ve uygulayın.
*
Eskimekten kaçınmak için zihinlerimizi geliştirmeli, sürekli bilemeli ve yeterliklerimizi geliştirecek alanlara yatırım yapmalıyız.
*
Kültürümüz anlayış ve etkileme gücü istiyor, hatta talep ediyor. Oysa etkileme ilkesi, en azından bir kişinin, öncelikle karşısındakini gerçekten dinleme kararına bağlı kalmasından doğan karşılıklı anlayışın kontrolündedir.
*
İnsan doğası dört boyutludur: beden, zihin, kalp ve ruh. Şu iki yaklaşımın farklarını ve
meyvelerini ele alalım:
BEDEN:
Kültürel eğilim: yaşam tarzını koru; sağlık sorunlarını ameliyat ve ilaçlarla tedavi et.
İlke: yaşam tarzını, dünyanın her yerinde kabul gören, yerleşmiş sağlık ilkeleriyle uyumlu olacak şekilde düzenleyerek hastalıkları ve sorunları önle.
ZİHİN:
Kültür: televizyon seyret; “beni eğlendir.”
İlke: geniş çapta ve derinlemesine oku, sürekli eğitimi benimse.
KALP:
Kültür: kişisel, bencil çıkarlarını gözetmek için başkalarıyla ilişkilerini kullan.
İlke: başkalarını derinlemesine, saygıyla dinlemek ve onlara hizmet etmek, en büyük doyumu ve keyfi getirir.
RUH:
Kültür: giderek artan dünyeviliğe ve kuşkuculuğa teslim ol.
İlke: hayatta anlam bulmaya yönelik temel ihtiyacımızın ve aradığımız olumlu şeylerin
kaynağının ilkeler olduğunu kabul et
*
“Buna değer mi?”
*Yeni bir rejime başladım... bu yıl beşinci kez. Kilomun fazla olduğunu biliyor ve değişmeyi gerçekten istiyorum.
*Bütün yeni bilgileri okuyor, kendim için hedefler saptıyorum. Olumlu bir bakış açısı edinebilmek için psikolojik bakımdan kendimi teşvik ediyorum.
*Kendi kendime bu işi başarabileceğimi söylüyorum. Ama başaramıyorum. Birkaç hafta sonra pes ediyorum. Kendi kendime verdiğim bir sözü nedense tutamıyorum.
*Etkili yönetim konusunda kurs üstüne kursa katıldım. Yanımda çalışan insanlardan çok şey bekliyorum. Onlara dostluk göstermek ve düzgün davranmak için bir hayli çaba harcıyorum. Ama bana sadık olduklarını hissetmiyorum. Günün birinde hastalanıp evde kalacak olsam, zamanın çoğunu çay-kahve içip gevezelik ederek geçireceklerini düşünüyorum. Neden onlara bağımsız ve sorumlu olmayı öğretemiyorum? Ya da böyle olabilecek insanları bulamıyorum?
*Yetişme çağındaki oğlum çok asi ve uyuşturucu kullanıyor. Hangi yolu denersem deneyeyim, beni dinlemiyor. Ne yapabilirim?
*Yapılacak çok iş var. Zaman ise hiç yeterli değil.Kendimi bütün gün baskı altında ve savaş halinde hissediyorum.
* Her gün! Haftanın yedi günü! Zaman yönetimi seminerlerine katıldım ve altı değişik
planlama sistemini denedim. Onların biraz yardımı oldu. Ama yine de istediğim gibi mutlu, verimli ve huzurlu bir yaşantım olduğunu hissetmiyorum.
*Çocuklarıma çalışmanın değerini öğretmek istiyorum. Ama onların bir şey yapmalarını sağlamak için her hareketlerini denetlemem gerekiyor... Her adımda şikâyetlerine katlanmak zorundayım. Her şeyi kendi başına yapmak daha kolay. Neden çocuklar üzerlerine düşen işleri neşeyle ve kendilerine hatırlatılmadan yapmıyorlar?
*Çok işim var. Gerçekten çok. Ama bazen yaptıklarımın uzun vadede bir fark yaratacağından kuşkuya düşüyorum. Yaşamımın bir anlam taşıdığını ve bazı şeylerin benim varlığım sayesinde farklı olduğunu düşünmeyi gerçekten istiyorum.
*Dostlarımın ya da akrabalarımın bir dereceye kadar başarılı olduklarını ya da itibar kazandıklarını görüyorum. Gülümsüyor ve onları heyecanla kutluyorum. Ama bu arada içimi bir kurt kemiriyor. Neden böyle hissediyorum?
*Güçlü bir kişiliğim var. Hemen her karşılaşmada, sonucu kontrol edebileceğimi biliyorum. Hatta bunu çoğu zaman, istediğim çözümün bulunmasını sağlayacak biçimde başkalarını etkileyerek yapabiliyorum. Her türlü durumu inceden inceye
düşünüyor ve bulgularımın genellikle herkes için gerçekten de yararlı olduğuna
inanıyorum. Ama kaygılıyım. Başkalarının, benim ve düşüncelerim hakkında neler düşündüklerini her zaman merak ediyorum.
PİGMALYON ETKİSİ
...algılarımızın ne kadar derinlerde gömülü olduklarını anladım.Bu bana, hem gördüğümüz dünyaya, hem de bu dünyayı görürken kullandığımız merceğin kendisine bakmamız gerektiğini ve dünyayı yorumlama tarzımızı o merceğin etkilediğini öğretti.
*
Durumu değiştirmek istiyorsak, önce kendimizi değiştirmemiz gerektiğini kavramaya başladık. Kendimizi etkili bir biçimde değiştirmek için de, önce algılarımızı değiştirmemiz gerekiyordu.
*
Hayatımızda nispeten önemsiz değişiklikler yapmak istiyorsak, dikkatimizi uygun bir biçimde tutum ve davranışlarımıza verebiliriz. Ancak çok önemli, büyük bir değişiklik
yapmak istiyorsak, o zaman temel paradigmalarımız üzerinde çalışmamız gerekir. Thoreau’nun dediği gibi: “Kötülüğün yapraklarını kesen her bin kişiye karşılık, ancak bir kişi köküne saldırır.” Biz de yaşantımızda çok önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman tutum ve davranışımızın yapraklarını kesmekten vazgeçerek kökler üzerinde, yani, tutum ve davranışlarımızın kaynağı olan paradigmalar üzerinde
çalışmalıyız.
*
Çocukların gerçekten sahip olma duygusunu tattıktan sonra eşyalarını çok doğal bir biçimde, içtenlikle ve özgürce paylaştıklarını öğrendim.
*
bazı zamanlar öğretmeye uygundur, bazıları ise değildir. İlişki gerginleştiği ve ortam duygu yüklü olduğu zaman, ders verme girişimi çoğu zaman bir çeşit yargılama ve reddetme olarak algılanır. Ama ilişki iyi olduğu sırada çocuğu usulca, tek başına bir kenara çekip, onunla öğretilen şey ya da değer üzerinde tartışmak çok daha etkilidir.
*
Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı da, bu yeni düşünce düzeyi üzerinedir. Kişisel ve kişiler arası etkililik konusunda ilke merkezli, karaktere dayalı, “içten dışa” diye tanımlanacak bir yaklaşımdır.
“İçten dışa”, işe ilk önce kendinizle; daha da köklü bir biçimde, en iç kısmınızla –kendi paradigmalarınız, karakteriniz ve dürtülerinizle– başlamanız anlamına gelir.
Bu yaklaşım şöyle söyler:
- Mutlu bir evliliğiniz olsun istiyorsanız, pozitif enerji yayan, negatif enerjiyi pekiştirmek yerine onu dışlayan biri olun.
- Daha cana yakın, uyumlu bir ergen çocuğunuz olsun istiyorsanız, daha anlayışlı, empatik, tutarlı, sevecen bir anne ya da baba olun.
- Daha rahat ve özgür bir işiniz olsun istiyorsanız, daha sorumlu, daha yardımsever, daha fazla katkıda bulunan bir çalışan olun.
-Size güvenilmesini istiyorsanız, güvenilir bir insan olun.
-Yeteneklerinizin kabul görmesini, yani ikincil büyüklüğü istiyorsanız, önce birincil büyüklüğe, yani karaktere odaklanın.
-“İçten dışa” yaklaşımı, genel zaferlerden önce özel zaferlerin geldiğini; kendi kendimize söz verip tutmamızın, başkalarına söz verip tutmamızdan önce geldiğini söyler. Kişiliği karakterin önüne almanın, kendimizi geliştirmeden başkalarıyla olan
İlişkilerimizi geliştirmeye çalışmanın boşuna olduğunu açıklar.
*
Eşlerin birbirini değiştirmeye çalıştığı, her iki tarafın da diğerinin “günahlarını” itiraf
ettiği, karşısındakini hizaya sokmaya çalıştığı mutsuz evlilikler gördüm.
*
Yedi Alışkanlığın içerdiği ilkelerden birçoğu zaten içimizde, vicdanımızda ve sağduyumuzda mevcuttur. Onları fark edip geliştirebilmek ve en derin kaygılarımızı gidermek amacıyla kullanabilmek için farklı düşünmemiz, paradigmalarımızı daha yeni, derin ve “içten dışa” bir düzeye kaydırmamız gerekir.
*
Sürekli yaptığımız şey neyse, biz de oyuz.
O halde mükemmellik bir edim değil, bir alışkanlıktır.
ARİSTOTELES
*
Etkili olmanın temel ilkelerini çiğneyen sürüncemede bırakmak, sabırsızlık,
eleştiricilik ya da bencillik gibi derinlerde yatan alışılmış eğilimleri koparıp atmak için biraz irade gücü ve yaşantımızda yapacağımız birkaç küçük değişiklikten daha fazlası gerekir. “Yerden kalkış”, müthiş bir çaba ister; ama yerçekiminin etkisinden
kurtulduğumuz an, özgürlüğümüz yepyeni bir boyut kazanır.
Bütün doğal güçler gibi, yerçekimi hem bizimle birlikte, hem de bize karşı çalışır.
*
alışkanlığı bilgi, beceri ve arzunun kesişmesi olarak tanımlayacağız.
*
Bilgi kuramsal paradigmadır; yani, yapılması gereken şey ve nedeni. Beceri, nasıl yapılacağıdır. Arzu ise,motivasyondur; yani, yapma isteği. Bir şeyi yaşantımızda alışkanlık haline getirmek istiyorsak, üçüne de sahip olmamız gerekir.
*
Kendinize karşı sabırlı olun. Kendini geliştirme süreci hassastır; kutsal bir topraktır.
Bundan daha büyük bir yatırım da olamaz.
*
Reaktif insanlar sıklıkla fiziksel çevrelerinin etkisi altında kalırlar. Hava iyiyse onlar da kendilerini iyi hissederler. Hava iyi değilse, bu durum tutumlarını ve çalışmalarını etkiler.
Proaktif insanlar ise kendi hava koşullarını yanlarında taşıyabilirler. İster güneş açsın, ister
yağmur yağsın, onlar için fark etmez. Değerlere göre hareket ederler ve değerleri kaliteli bir iş çıkarmaksa, bunun havanın uygun olup olmamasıyla bir ilgisi yoktur. Reaktif insanlar sosyal çevrelerinden, “sosyal hava”dan da etkilenirler. İnsanlar iyi davrandıkları zaman kendilerini iyi hissederler; davranmadıklarında ise kendilerini savunmaya veya korumaya kalkışırlar. Reaktif insanlar duygusal yaşamlarının merkezi olarak başkalarının
davranışlarını seçer, diğer insanları denetlemek için onların zayıf yanlarını pekiştirirler.
*
Reaktif Dil Proaktif Dil
Yapabileceğim hiçbirşey yok /Seçeneklerimize bir bakalım
İşte ben böyleyim /Farklı bir yaklaşım seçebilirim.
Beni öyle kızdırıyor ki./ Duygularımı kontrol edebilirim.
Buna izin vermezler./ Etkili bir sunum hazırlayabilirim.
Bunu yapmak zorundayım./ Uygun bir yanıtseçeceğim.
Yapamam. /Seçerim.
Yapmalıyım./ Yeğliyorum.
Keşke./ Yapacağım.
*
Etki Alanı içinde çalışmanın pek çok yolu vardır: Daha iyi bir dinleyici olmak, daha sevecen bir eş olmak, daha iyi bir öğrenci olmak, işine daha bağlı ve çalışkan biri olmak. Bazen
Yapabileceğimiz en proaktif şey; mutlu olmak, içtenlikle gülümsemektir. Mutluluk, mutsuzluk gibi, proaktif bir seçimdir. Etki Alanımızın içine hiçbir zaman girmeyecek şeyler vardır; hava durumu gibi. Ama proaktif insanlar olarak kendi fiziksel ya da sosyal havamızı
yanımızda taşıyabiliriz. Çabalarımızı değiştirebileceğimiz şeylere odaklarken, mutlu olabilir ve şu anda denetleyemediğimiz şeyleri kabul edebiliriz.
*
Bizi en çok yaralayan başkalarının hataları, hatta kendi hatalarımız değil, bütün bunlara verdiğimiz tepkidir. Bir hataya gösterdiğimiz tepki, ondan sonraki anın niteliğini etkiler.
*
Kendimize sözler verip yerine getirmemiz, etkililiğin temel alışkanlıklarını geliştirmenin özüdür.
*
Sizi proaktivite ilkesini otuz gün denemeye davet ediyorum. Yalnızca
deneyin ve neler olacağına bakın. Otuz gün boyunca,
1. Yalnızca Etki Alanınızın içinde çalışın.
2. Küçük vaatlerde bulunun ve bunlara bağlı kalın.
3. Yol gösterici olun, yargıç değil.
4. Örnek olun, eleştirmen değil.
5. Çözümün parçası olun, sorunun değil. Bunu evliliğinizde, ailenizde, işinizde deneyin.
6. Başkalarının zayıflıklarını tartışmayın. Kendi zayıflıklarınızı da.
7. Bir hata yaptığınızda bunu itiraf edip düzeltin. Bundan anında ders alın.
Başkalarını suçlamaya, hatayı onlara yüklemeye kalkışmayın.
8.Denetiminiz altında olan şeylerin üzerinde çalışın. Kendi üzerinizde çalışın. Olabilirim’in
üzerinde.
9.Başkalarının zayıflıklarına merhametle bakın, onları suçlamayın. Önemli olan, onların yapmadıkları ya da yapmaları gereken şeyler değildir. Duruma kendi seçiminizle verdiğiniz
tepki ve sizin ne yapmanız gerektiği önemlidir.
10.Sorunun “dışarıda” olduğunu düşünmeye başladığınızda, buna hemen son verin. O düşünce, sorunun ta kendisidir.
*
Neyin çok önemli olduğunu gerçekten bildiğimizde, yaşamımız çok farklı olur. Her gün gerçekten en önemli şeyleri yapmayı ve olmayı, o resmi aklımızda tutarak başarırız. Eğer
Merdiven doğru duvara dayanmamışsa, attığımız her adım bizi hızla yanlış yere götürür. İşimiz başımızdan aşkın olabilir, çok verimli de olabiliriz. Ancak bunların yanı sıra, gerçekten etkili olmamız, sonunu düşünerek işe başlamamıza bağlıdır.
*
Kendi kendini disipline sokan sorumlu çocuklar yetiştirmek (ARAŞTIR) Çocuklara özdisiplin kazandıran davranışlar nelerdir?
*
Gerçek başarı, insanın kendisine karşı kazandığı başarısıdır.
*
Örneğin, diyelim ki çocuklarıma çok fazla tepki gösteriyorum. Uygunsuz olduğunu düşündüğüm bir şey yapmaya başladıkları zaman mide kaslarım büzülüveriyor. Savunma duvarlarının yükseldiğini hissedip, savaşmaya hazırlanıyorum. Odak noktam, uzun vadeli
gelişme ve anlayış değil, kısa vadeli davranışlar oluyor. Yalnızca çarpışmayı kazanmaya çalışıyorum, savaşı değil. Donanımımı –kocaman cüssem, otoriter konumum– kuşanıp bağırıp çağırıyor, sindiriyor, tehdit ediyor veya cezalandırıyorum. Kazanan ben oluyorum. Orada, parçalanmış bir ilişkinin kalıntılarının ortasında zafer kazanmış gibi dikiliyorum. Çocuklarım ise görünüşte itaatkâr, ama içten içe isyan halinde, sonradan daha çirkin bir biçimde ortaya çıkacak olan duygularını baskı altında tutuyorlar. Şimdi ben, daha önce hayalimizde canlandırdığımız o cenaze töreninde bulunsaydım ve çocuklarımdan biri
konuşmaya hazırlanıyor olsaydı, onun hayatının yıllar boyu sürdürülen öğretim, eğitim
ve sevgiyle verilen disiplinin zaferini yansıtmasını isterdim; her şeyi çabucak çözmek için girişilen çarpışmaların yaralarını değil. Yüreğinin ve aklının, birlikte geçirilen anlamlı, güzel
zamanların anılarıyla dolu olmasını isterdim. Beni, büyümenin getirdiği neşe ve acıyı paylaşan, sevecen bir baba olarak anımsamasını isterdim. Sorunları ve kaygılarıyla birlikte bana geldiği günleri hatırlamasını isterdim. Dinlemiş, sevmiş ve yardım etmiş olmak isterdim. Kusursuz olmadığımı, ama elimden gelen her şeyi denediğimi bilmesini isterdim. Onu belki bu dünyada herkesten çok, benim sevdiğimi de bilsin isterdim.
Bütün bunları istememin nedeni, içimin derinliklerinde çocuklarıma değer vermemdir. Onları seviyor, yardımcı olmak istiyorum.
*
Eşler, sevgi konusunda ilk adımı diğerinin atması beklentisi içinde olduklarından düş kırıklığına uğrarlar,
*
İnsanlar hayatlarında kendileri için en önemli şeyin ne olduğunu, ne yapmayı ve nasıl olmayı istediklerini ciddi bir biçimde belirlemeye karar verdikleri zaman çok saygılı olurlar.
Bugün ve yarını aşacak çapta düşünmeye başlarlar.
*
Tıpkı soluma alıştırmalarının bedenle zihnin bütünleşmesine yardımcı olması gibi, yazmak
da bilinçle bilinçaltının birleşip bütünleşmesine yardımcı olan bir tür ruhsal-sinirsel kas etkinliğidir. Yazmak düşünceyi damıtır, berraklaştırır ve netleştirir. Bütünün parçalara ayrılmasını sağlar.
*
Sonunu düşünerek işe başlamanın bildiğim en etkili yolu, bir kişisel misyon bildirgesi, felsefesi ya da inancı geliştirmektir. Burada odak noktası, ne olmak istediğiniz (karakter), ne yapmak istediğiniz (katkılar ve başarılar) ve olmanın, yapmanın temelindeki değerler
ya da ilkelerdir.
BİR KİŞİSEL MİSYON BİLDİRGESİ
Önce kendi evinde başarılı ol.
Tanrı’nın yardımını iste ve buna layık ol.
Dürüstlüğünden hiçbir zaman ödün verme.
İlgili kişileri unutma.
Bir yargıya varmadan önce her iki tarafı da dinle.
Başkalarına akıl danış.
Orada bulunmayan kimseleri savun.
İçten, ama kararlı ol.
Her yıl yeni bir konuda yeterlilik kazan.
Yarının işini bugünden tasarla.
Beklerken elini çabuk tut.
Her zaman olumlu bir tavır takın.
Mizah ve hoşgörü anlayışını kaybetme.
Kişi olarak da, iş yerinde de düzenli ol.
Hatalardan korkma; sadece o hatalara yaratıcı, yapıcı ve düzeltici tepkiler gösterememekten kork.
Yanında çalışanların başarıya ulaşmalarını kolaylaştır.
Konuştuğunun iki katı dinle.
Bütün yeteneklerini ve çabalarını elindeki işe yönelt, bir sonraki işini ya da yükselmeyi dert etme.
*
Önemli olan, zamanı değil, kendimizi yönetmektir.
*
asıl hamle, haftayı düzenlemektir. Haftalık düzenleme günlük planlamaya oranla daha iyi
bir denge ve daha geniş bir bağlam sağlar
*
Planlama gereciniz size hizmet etmelidir. Asla efendinizolmamalıdır. Sizin için çalışması gerektiğine göre kendi tarzınıza, gereksinimlerinize ve belirli yöntemlerinize göre biçilmiş olmalıdır.(ESNEK OLMALI)
*
Birçok kişi başkalarına yetki vermeye yanaşmaz. Çünkü bunun çok fazla zaman ve çaba gerektirdiğini, işi kendisinin daha iyi yapabileceğini düşünür. Oysa, başkalarına etkili biçimde yetki vermek, belki de insanları harekete geçirecek en güçlü etkinliktir.
Sorumluluğu eğitilmiş, usta kişilere devretmek, enerjinizi diğer güçlü etkinliklere yöneltmenizi sağlar. Yetki vermek, hem bireyler hem de kurumlar için gelişim anlamına gelir.
*
Başkalarına yetki vermenin çok daha iyi, daha etkili bir yolu vardır. Bu, başkalarının özgür iradesini, vicdanını, hayal gücünü ve özbilincini takdir etme paradigmasına dayanır.
*
UYGULAMA ÖNERİLERİ
1. İhmal edildiğini bildiğiniz, ama doğru yapıldığı takdirde özel ya da iş hayatınızda önemli bir etkisi olacak bir II. Kare etkinliği saptayın. Bunu yazın ve uygulayacağınıza söz verin.
2. Bir zaman yönetimi matrisi çizin ve her karede zamanınızın yüzde kaçını geçirdiğinizi hesap etmeye çalışın. Sonra üç günlük bir sürede on beşer dakikalık aralıklarla not alın. Hesabınız ne kadar doğru çıktı? Zamanınızı harcama tarzınızdan hoşnut musunuz? Neleri değiştirmeniz gerekiyor?
3. Devredebileceğiniz sorumlulukların ve yetki verebileceğiniz ya da bu alanlarda sorumlu olmaları için eğitebileceğiniz kişilerin bir listesini hazırlayın. Yetkilendirme ya da eğitme sürecini başlatmak için gereken şeyleri belirleyin.
4. Önünüzdeki haftayı düzenleyin. İşe o haftadaki hedeflerinizi ve rollerinizi yazarak başlayın. Sonra bu hedefleri belirli bir etkinlik planına aktarın. Haftanın sonunda, planınızın köklü değerlerinizi ve amaçlarınızı günlük yaşamınıza ne kadar iyi aktarabildiğini, bu değerler ve amaçlar konusunda kişisel bütünlüğünüzü ne derece koruyabildiğinizi değerlendirin.
(*) Lütfen B ekine bakınız.
5. Haftalık bir düzenleme yapmaya kendi kendinize söz verin ve bunu yapmak için düzenli bir zaman belirleyin.
6. Ya şimdiki planlama gerecinizi bir dördüncü kuşak gerecine dönüştürün, ya da öyle bir gereç edinin.
*
“davranışlarınızla başınıza açtığınız sorunlardan konuşarak kurtulamazsınız.”
*
Kendine egemen olmak ve kendini disipline sokmak, başkalarıyla iyi ilişkiler kurmanın temelidir
*
Verilen bir sözü tutmak büyük bir yatırımdır; birisini kırmak ise, önemli bir meblağı geri çekmektir. Aslında, birine önemli bir konuda söz verdikten sonra bunu yerine getirmemek kadar banka hesabınızı küçültebilecek bir davranış herhalde yoktur.
*
İlişkilerde karşılaşılan neredeyse tüm zorlukların nedeni, roller ve hedefler konusunda birbirine zıt ya da belirsiz beklentilerdir. Söz konusu mesele ister kimin hangi işi yapacağı, ister kızınıza odasını temizlemesini söylerken onunla nasıl iletişim kuracağınız, ya da kimin balıklara yem verip çöpü dışarıya çıkaracağı olsun, belirsiz beklentilerin yanlış anlamalara, düş kırıklıklarına ve güvenin kaybolmasına yol açacağından emin olabilirsiniz.
*
Kişisel bütünlük sergilemenin en önemli yollarından biri , yanınızda olmayan kişilerin arkasından konuşmamaktır.
*,
İnsanlar zihin hatalarını, yargı hatalarını affederler. Ama gönül hatalarını, kötü niyeti, sakat
dürtüleri, ilk hatanın gururla haklı çıkarılarak örtbas edilmesini kolay kolay affetmezler.
*
Anne-babalar çocuklarının sorunlarını olumsuz, ağır, sinir bozucu olarak değil de, ilişki kurmak için birer fırsat olarak gördüklerinde, ebeveyn-çocuk etkileşiminin doğası tümüyle değişir. Anne-babalar, çocuklarını derinden anlayıp onlara yardım etme konusunda daha istekli, hatta heyecanlı olurlar. Çocuk onlara bir sorun getirdiğinde, “Ah, olamaz! Yine mi sorun?” diye düşünmezler. Paradigmaları, “İşte çocuğuma gerçekten yardım edip ilişkimize
yatırım yapmak için harika bir fırsat!”tır. Pek çok etkileşim alışverişe dayalı olmaktan çıkıp dönüşüme yol açar. Çocuklar anneleriyle babalarının birey olarak kendilerine ve sorunlarına verdikleri değeri hissederken, güçlü sevgi ve güven bağları oluşur.
*

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder