27 Eylül 2018 Perşembe

"Nar Ağacı"- Nazan Bekiroğlu


Kurgusundaki sıradışılık, baştan sona nabzı hiç düşmeyen akıcılık, edebi birikimi aktarmadaki muazzamlık, yelpazesi çok geniş kıymetli bilgilerin olayların akışına yedirilmesindeki ustalık, uzun da olsa hiç sıkmayan betimlemelerdeki güzellik,  seyahat edilen ve olayların geçtiği  yerlere hayranlık derecesinde uyandırılan ilgi ve merak, ara ara tam da yerinde Hafız'dan serpiştirilmiş tadımlık mısralar ve en önemlisi yaşanılan dupduru , tertemiz aşkların bize hissettirdiği o duygu...
Tek kelimeyle okumalara doyulamayacak mü-kem-mel bir kitap!
Hani dilimizle damağımıza sıkıştırdığımız çikolatayı emerkenki o haz var ya, işte Tebrizli, asil halı tüccarı Settarhan ve Trabzonlu narin Zehra'nın kesişen hayatını okurkenki haz. Fark yoktu...

Kitabın ana karakterinin, dedesinin geçmişini öğrenmek amacıyla, gerçek hayatta çıktığı yolda  fotoğraflar içinde de  seyahat etmesi kurgusu çok hoşuma gitti benim. 
Bu seyahatler esnasında yazar olay ve mekanların içine beni de fazlasıyla çekti.  Zira  başta biraz gözümü korkutan sayfalar , iki günde su oldu aktı gitti. Henüz nasib olmayan , içimde bir ukde olarak oturan Karadeniz turu, Trabzon'nun anlatımıyla canlandı. Evet, ne diyordum, olayların içinde öyle bir hissettim ki kendimi; adeta tüccar Settarhan'ın kervanıyla ben de düştüm yollara,o nadide halılara ellerimi sürdüm, Tebriz'in çarşılarında dolaştım, Bakü'nün sokaklarında ölümden kaçtım, o kervansaraylarda ben de konakladım. Dondurucu soğuklarda Rus kuşatmasının  yaydığı korkuyla büyükhanımın kafilesine katıldım, azgın nehirlerden geçtim, çamurlara battım çıktım. Taht-ı Süleyman'daki havuzun suyuna elimi daldırdım, Batum'daki kitapçı dükkanında rafları inceledim, kuyumcuda hediye beğendim, Çerkez Arslanbey'in Asmalıbahçe'sinde  çay yudumladım, İstanbul'da bıyıkları yeni terlemiş gönüllü taburun cephede ölümle değil de hastanede hastalıkla pençeleşmesini izledim büyük bir acıyla. Devlet-i Aliye'nin çöküşüne şahitlik ettim ...
Ve bitti kitap, erken bitti. Settarhan ve Zehra'nın aşkına şahit olamadan. 
Bu kadar çok sevmemin bir başka sebebi de   Sonsuzluk Hecesi La'nın bendeki epey hatrı sayılır kredisi. Ve tabii ki uzun bir zamandan sonra elime gerçek bir kitap alabilmiş olmak, dijitalden değil de kitabı parmaklarımda hissederek okumak, sayfaların kokusunu içime çekmek, beğendiğim satırları çizmek. Küçüklüğümden beri en sevdiğim şeyi yapabilmek. Bu mutluluğun üstüne , bir şey daha var ki , yukarıdaki görselin  bize ait olması. Eşimle birlikte aldığımız , diktiğimiz nar ağacı  fidesinin büyüyüp  ağaç olması ve meyvesiyle Nar Ağacı'na  dekor  olması...

KİTAPTAN ALINTILAR


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder