25 Temmuz 2020 Cumartesi

İnsanın Anlam Arayışı

Bu küçük kitabı yürekten tavsiye ediyorum, çünkü bu, en derin insani sorunlara odaklanan dramatik bir hazinedir Edebi olduğu kadar felsefi bir değere de sahiptir ve günümüzün en anlamlı psikoloji hareketi konusunda sürükleyici bir sunum sağlamaktadır.
GORDON W. ALLPORT


yaşadığım şeyleri yazma sorumluluğunu hissettim, çünkü umutsuzluğa yatkın olan insanlara yararlı olabileceğini düşündüm.

Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başan için de geçerlidır Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman, uzun vadede —uzun vadede diyorum!— başan sizin peşinizden gelecektir, çünkü başanyı düşünmey unutmuşsunuzdurBunu

Auschwitz Toplama Kampı

trajik” geçmişimizden çıkan-lacak dersten, geleceğimize yönelik bir “iyimserlik* doğabileceği umut edilmektedir.


Auschwitz. 1940 yılında Polonya. Krakow ya kınlarında inşa edilen w Yahudllerin oluşturduğu 4 milyondan fazla tutsağın imha edildiği ürdû l.yuf-v-Kampı. (

Şimdi bize, insanı kabaca her şeye alışabilen bir varlık olarak tanımlayan Dostoyevski’nin sözlerinin doğru olup olmadığı sorulacak olursa, cevabımız, “Evet, insan her şeye alışabilir, ama nasıl olduğunu bize sormayın,” olacaktır. Psikolojik araştırmalarımız henüz oraya gelmedi; biz tutsaklar da o noktaya ulaşmış değildik. Henüz ruhsal tepkimizin ilk evresindeydik.

Müslüman’ tabiriyle neyi söz konusu ettiğimizi biliyor musunuz? Perişan, kendini bırakmış, hasta, bir deri bir kemik görünen ve fiziksel olarak daha fazla çalışamayan... işte böyle birisine Müslüman’ deriz. Er ya da geç, genellikle kısa bir süre içinde, her Müslüman’ gaz odasım boylar. Bu nedenle unutmayın. Tıraş olun, dik yürüyün, becerikli olun; o zaman gaz odasından korkmanız gerekmez

Ama normal bir işçinin günde bir parça ekmek ve bir tas sulu çorbayla yaşamadığı; diğer kamplara gönderilen ya da derhal gaz odasını boylayan ailelerimizden haber alamayan bizlerin tâbi olduğu ruhsal baskı altında yaşamadığı; normal bir işçinin her gün, her saat kesintisiz bir ölüm tehdidi altında olmadığı anlatıldığı zaman, anlıyorlardı

Tutuklulann yaşadığı ağır gıdasızlık sorunu nedeniyle, yiyecek arzusunun, ruhsal yasamın odaklaştıgı temel ilkel içgüdü olması doğaldı. Tutuklular, birbirlerine yakın çalışııkkn ve yakından göz hapsinde bulunduralmadıklan zaman, hemen yemeklere ilişkin tanışmalara gmyorlardı. Tutuklulardan birisi, hendekte yaranda çalışan bir başkasına en sevdiği yemekleri soruyordu. Derken birbirlerine yemek tarifi veriyor ve tekrar bir araya geleceklen gün (öz gürlüklerine kavuşup evlerine dönecekleri uzak gelecekteki bir tarih) için mönü hazırlıyorlardı. Bu konuşmalar, en ince ayrıntılara kadar iniyor ve genellikle bir parola veya sayı ile verilen ani bu ikaz işaretine kadar devam ediyordu: "Gardiyan geliyor!”

Den altının son yağ tabakalan da enyip üzerine deri ve paçavra geçirilerek gizlenen birer iskelete dönüşünce, vücudumuzun kendi kendini nasıl yediğim gözleyebiliyorduk. Organizma kendi proteinini sindiriyordu, kaslarımız yok olmuştu. Böylece vücudun hiçbir direnme gücü kalmıyordu. Barakamızdaki küçük toplumun üyeleri birbiri ardına ölüyordu. Her birimiz, bir sonra kimin öleceğini de kendi sonumuzun ne zaman geleceğini de hesaplayabiliyorduk. Yaptığımız birçok gözlem nedeniyle, semptomları (belirtileri) çok iyi öğrenmiştik, bu da tahminlerimizin doğru olmasını sağlıyordu.

İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir. O anda, insan şiirinin ve insan düşünce ve inancının vermesi gereken gizin anlamım kavradım: İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu. Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için de olsa, sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım. Tam bir yalnızlık konumunda, insan kendini olumlu eylemle dile getiremediği, çektiği acılara doğru bir tavırla -onurlu bir tavırla- katlanmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı zaman, sevdiği insana ilişkin içinde taşıdığı imgeye sevgiyle yoğunlaşarak dodoyuma ulaşabiliyordu

7’içsel yaşamdaki bu yoğunlaşma, tutuklunun geçmişe kaçmasını sağlayarak, varoluşunun boşluğundan, terk edilmişliğinden ve tinsel yoksulluğundan kurtulmasına yardım ediyordu. Hayallere dalabildiği zaman, lutuklunun hayal gücü, geçmişin, çoğunlukla önemli değil, önemsiz olaylanyla ve küçük ayrıntılarıyla oyalanıyordu. Nostaljik belleği bu olayları yüceltiyor ve garip bir yapıya sokuyordu. Dünyalan ve varoluşlan uzak gözüküyor ve ruh, özlemle bunlara uzanıyordu: Kendi

Mizah, kendini koruma savaşında, ruhun bir başka silahıydı. Mizahın, insan yapısındaki diğer her şeyden çok, birkaç saniyeliğine de olsa, uzaklaşarak bir durumun aşılmasını sağlayabildiği, çok iyi bilinmektedir

İnsan, küçük bir demiryolunun boru lan m boşaltmak için günde on iki saat denn, killi çamurda, eğimli arazide yürümek zorunda kalmayan birisine imrenebiliyordu

İnsan, kelimenin tam anlamıyla bir numara olup çıkıyordu; canlı veya ölü olmasının bir önemi yoktu; bir anumara”nm yaşamının kesinlikle hiçbir anlamı yoktu. Numaranın arkasında olan şey, yaşam, kader, tarih, söz konusu insanın adı, çok daha Önemsizdi.

Dostoyevski bir keresinde söyle demişti: "Beni korkutan tek bir şey var: Acılanma değmemek.1’ Kamptaki davranışları, acılan ve ölümleri, son içsel özgürlüğün kaybedil e meye ceği gerçeğine tanıklık eden şahitlerle tanıştıktan sonra, bu sözler sık sık aklıma geliyordu. Bu insanlann çektikle-n acıya değdıklen söylenebilir; acıya katlanma yollan, gerçek bir içsel başanydı. Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de, insanın elinden alınamayan işte bu ruhsal (tinsel) özgürlüktür

Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın, insan yaşamı tamamlanmış olmaz.

Belirsizliğin sonuyla birlikte, sonun belirsizliği ortaya çıkıyordu

onaGelecekte bir hedef göremediği için kendim çöküşe bırakan bir insan, kendini geçmişe yönelik düşüncelere dalmış buluyordu. Farklı bir bağlamda, geçmişe çialnıaya, olanca dehşetiyle bugünü daha az gerçek kılmaya yönelik eğilimden söz etmiştik. Ama bugünü gerçekliğinden koparmanın belli bir tehlikesi vardır.

Kampın güçlüklerim kendi içsel güçlerine yönelik bir sınav olarak almak yerme, yaşamlarını ciddiye almıyor ve anlamsız bir şeymiş gibi küçümsüyorlardı Gözlerini kapayıp geçmişte yaşamayı tercih ediyorlard' Bu insanlar için yaşam anlamsızlaşman

marck’m şu sözleri geçerli olabilir; “Yaşam, bir dişçiye gıtmevt benzer. Her an, daha kötüsünün henüz yaşanmadığına inanırsınız, oysa zaten yaşanmış bitmiştir." Bunu değiştirecek olursak, toplama kampındakılerin çoğunun, yaşamın gerçek fırsatlarının geçmişte kaldığına inandığını söyleyebiliriz. Oysa gerçekle kampta bir fırsat da, meydan okuma da vardı. Kişi, bu deneyimleri, yaşamı içsel bir zafere çeviren bir başanya dönüştürebilir ya da tutuklulann çoğunluğunun yaptığı gibi, bunu görmezlikten gelip yaşamı bitkisel düzeyde sürdürebilir.

Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bunların bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birdenbire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır.

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a katlanabilir."  Nietzsche

Yaşamında hiçbir anlam, amaç, hedef göremeyen ve bu nedenle sürdürmeyi anlamsız bulan kişinin vay haline!

Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için, kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir.
Bu görevler ve bu nedenle, yaşamın anlamı, insandan insana ve an be an değişir. Bu nedenle yaşamın anlamını genel terimlerle tanımlamak olanaksızdır. Yaşamın anlamına ilişkin sorular, genel ifadelerle yanıtlanamaz. Tıpkı yaşamdaki işlerin son derece gerçek ve somut oluşu gibi, “yaşam” da bulanık bir şey değil, son derece gerçek, son derece somut bir şey anlamına gelir. Bunlar, her bireyde farklı ve eşsiz olan kaderi oluşturur. Hiçbir insan ve hiçbir kader, bir başka insanla ya da kaderle kıyaslanamaz. Hiçbir durum kendini tekrarlamaz ve her bir durum farklı bir tepki gerektirir. Bazen insanın kendini içinde bulduğu bir durum, eylem yoluyla kendi kaderim şekillendirmesini gerektirebilir. Diğer zamanlarda kişinin, düşüncelerini yoğunlaştırma fırsatlarından yararlanıp bu yolla değerlerim gerçekleştirmesi daha avantajlıdır. Bazen insanın sadece kaderini kabul etmesi, kendi talihsizliğine katlanması gerekebilir. Her durum, kendi eşsizliğiyle ayırdedilir ve eldeki durumun getirdiği soruna her zaman için sadece tek bir doğru yanıt vardır

Bir insan, acı çekmenin kaderi olduğunu gördüğü zaman, acısını kendi görevi olarak kabul etmek zorunda kalacaktır; bu onun tek ve eşsiz görevidir (işidir). Acı çekerken bile evrende eşsiz ve yalnız olduğu gerçeğini kabullenmek zorunda kalacaktır Hiç kimse onu acıdan kurtara maz ya    erine acı çeke
mez. Eşsiz fırsatı, taşıdığı yüke katlanma \ da yaratmaktadır

Evine dönen tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkanlar, onurlu deneyim, çekilen onca acıdan sonra Tann’dan başka hiçbir şeyden korkması gerekmediği yolundaki hanka duyguydu


Logoterapi daha çok gelecek üzerinde, yani hasta tarafından gelecekte yerine getirilecek anlamlar üzerinde odaklaşır (gerçekten de logoterapi anlam merkezli bir psıkoterapidir). Aynı zamanda logoterapi, nevrozların gelişmesinde böylesine büyük bir rol oynayan bütün kısır döngülü oluşumları ve geri-denetim (feedback) mekanizmalarını odaktan çıkanr. Böylece nevrotik bireyin tipik benmerkezcilliği, sürekli olarak beslenmek ve pekiştirilmek yerine, parçalanma sürecine girer.

lnsanm gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, daha çok, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmak ve mücadele etmektir

Logoterapı, hastanın kendi sorumluluklanmn tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır; bu nedenle, kişiye, neye karşı, ne için ya da kime karşı sorumlu olduğunu anlaması seçeneğinin bırakılması gerekir
Logoterapi Öğretmediği gibi vaaz da vermez. Mantık yürütmekten olduğu kadar ahlâki değerleri canlandırmaktan da uzaktır. Benzetme yapılacak olursa, logoterapistin rolü, bir ressamdan çok bir göz uzmanının oynadığı roldür. Ressam bize, dünyayı kendi gördüğü haliyle aktarmaya, göz uzmanı ise dünyayı gerçekte olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır. Logoterapistin rolü, hastanın görüş alanını, potansiyel anlam spektrumunun tamamının bilinçli ve görülebilir olması için genişletmekten oluşmaktadır

Kışı, hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendim adayarak ne kadar çok kendim unutursa, o kadar çok insan olur ve kendim de o kadar çok gerçekleştirir

Bu noktaya kadar, yaşamın anlamının her zaman değiştiğim, ancak hiçbir zaman yok olmadığım göstermiş bulunuyoruz

Lo-goterapiye gö re bu yaşam anlamım üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek. Bunlardan ilki, yani başan yolu, oldukça açıktır. İkinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrıntı gerektirmektedir
Yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır Yani onu sevmektir

Yaşamda bir anlam bulmanın üçüncü yolu, acı çekmektir.
 ACININ ANLAMI
Umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile, ya

acı, bir özverinin anlamı gibi, bir anlam bulduğu anda acı olmaktan çıkıyor.


ogote-rapinin temel ılkelennden birisi, insanın temel uğraşının haz al-
mak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmak olduğunu göstermekt

Ama şuna kesin olarak açıklık kazandıralım: Anlam bulmak için acı çekmek kesinlikle gerekli değildir. Ben sadece,acıya rağmen anlamın olası olduğunu -elbette acının kaçınılmaz ‘olması koşuluyla- vurgulamak istiyorum. Acının kaçmılabilir olduğu durumlarda yapılacak en anlamlı şey, ister ruhsal veya fiziksel, ister politik olsun, acıya yol açan nedeni ortadan kaldırmak olacaktır. Gereksiz yere acı çekmek, kahramanca değil, mazoşistçe bir tutumdur.

Logoterapinin de ortaya koyduğu gibi, kişinin yaşamda bir anlama ulaşmasının üç temel yolu vardır. Bunlardan ilki bir eser yaratmak ya da bir iş yapmaktır. İkincisi bir şey yaşamak ya da bir insanla etkileşime girmekter; başka bir deyişle sadece işte değil, sevgide de anlam bulunabilir. Bu bağlamda Edith Weisskopf-Joelson, “Yaşantının da başarıya ulaşmak kadar değerli olabildiği yolundaki logoterapi görüşünün tedavi edici olduğunu, çünkü sadece dışsal başan üzerindeki tek yanlı vurgulamayı telafi ettığini”34 gözlemiştir.
Ancak daha önemlisi, yaşamdaki anlama giden üçüncü yoldur: Değiştiremeyeceği bir kaderle yüz yüze gelen umutsuz bir durumun çaresiz kurbanr bile kendini aşabilir ve büvlece kendini değiştirebilir. Kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürebilir. "Acrnm Anlamr” başlrklr bölümde de anüdığı gibi, logoterapimn, "Acr çeken ve bundan kurtulması olanaksız olan bir insana, bu acıyı alçalııcı bulduğu içm mutsuz olmakla kalmayıp, mutsuzluğundan ölürü bir de utanmak yenne, çektiği acıyla gurur duyması ve bunu onur verici bir şey olarak değerlendirmesi için pek fırsat tanımayan günümüz Amerikan kültüründeki bazı sağlıksız eğilimlerin dengelenmesine yardım edebileceği” umudunu dile getiren Edith Weisskopf-Joelson olmuştur.
Yirmi beş yıl süreyle genel bir hastanenin nöroloji bölümün de çalıştım ve hastalarımın, yaşadıklan zorlukları başanya dönüştürme yetilerine tanıklık ettim. Bu pratik deneyimlere ek olarak, insanın acıda da anlam bulabileceği olasılığını destekleyen deneysel veriler de mevcuttur. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesindeki araştırmacılar, “Tutsaklıklarının olağandışı ölçüde stresli -işkenceyle, hastalıkla, yetersiz beslenme ve tecritle dolu- olmasına karşın bundan yararlandıklarım açıaça öne süren Vietnam Savaşı tutsaklarının sayısından etkilenmişlerdir.”33
Eğer acıdan kaçmılabılıyorsa, vapılacak anlamlı şey nedenim ortadan kaldırmaktır, çünkü gereksiz wrc acı çekmek, kahramanca değil, mazoşistçe bir tutumdur öte yandan eğer kişi acı çekmesine neden olan durumu değışr.renr
yorsa, buna karşın tutumunu belirleyebilir




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder