25 Ağustos 2019 Pazar

"Martın Eden"- Jack London




📚Martin Eden, Jack London tarafından 1909 da yazılmış bir eser.

📚Azim, çalışma, bir amaç uğruna  mücadele etme, aşk , isçi ve burjuva sınıfı farklılıkları, dergi, gazete dünyasından kesitler...Jack London’ın yarı otobiyografik romanı "Martin Eden " da okuyoruz tüm bunları... Tayfalıktan yazarlığa uzun bir yolculuk...

📚Arthur isimli burjuvadan bir gencin hayatını kurtarmasıyla ve o gencin evindeki bir  yemek davetinde , Arthur'un kız kardeşi
Ruth'u gördüğü anda  daha önce hiç hissetmediği hislerden sonra hayatı değişir Martin'in. Ilk başlarda Ruth'un Martin'i olabilmek sonrasında ise adeta iliklerine kadar yazar olmak isteyen Martin'in hayatı...
Para , ün , satatü ve güce ulaştığında bile  karakterinden ödün vermeyip en zor zamanlarda bile ayakta duran Martin'in, çıkarcı insanların tavırlarından sonra yıkılıp ruhu ölen  Martin'in hayatı...


KİTABIN KÜNYESİ

Adı                 : Martin Eden

Orijinal Adı   : Martin Eden

Yazarı            : Jack London

Çevirmen      : Mete Ergin

Türü              : Yarı otobiyografik roman

Yayınevi        :Engin Yayıncılık

Sayfa Sayısı  : 464

Baskı             : 30 Ekim 1994

KİTAPTAN ALINTILAR

Hayatımda hiç kimsenin üstüne düşmedim. Eğer böyle taklit yapabilirsen sorun yok.
*
Terbiyeli olabilmek için insanın bütün zamanını vermesi gerektiğini ve kendisinin terbiyeli olmayı öğreninceye kadar bir hazırlık devresi geçirmesi gerektiğini anladığı halde, istediğini bulamamıştı.
*
Martin için artık sert içki ihtiyacı diye bir şey kalmamıştı. Artık o, yepyeni ve daha derin sarhoş olma yollan bulmuştu. Kendisine aşkı tanıtıp, yüksek ve sonsuz yaşamı gösteren Ruth'a sarhoş oluyordu; beyninin içine, onu kemiren on binlerce ihtiras kurdu sokan kitaplarla sarhoş oluyordu; kendisine eskisinden daha üstün bir sağlık kazandırıp bütün vücudunun fiziki yaşamla dolup taşmasını sağlayan, yeni yeni kazandığı temizlik kavramıyla sarhoş oluyordu.
*
Martin'in bunların da ötesinde bütün büyük şairlerde varlığını fark ettiği, fakat bir türlü yakalayıp kendi şiirleri içine yediremediği, ele avuca sığmayan, kesin olarak kavranamayan bir şey vardı. Martin'inhissedip peşine düştüğü, ama bir türlü yakalayamadığı şey, şiirin parmaklar arasından kayan, ele avuca sığmayan ruhuydu. Bu ruh sıcak hava akımı gibiydi. Isınıp havaya yükseliyor, sonra buhar olup uçuyordu. Bazen bu buharın, bu sıcaklığın ince şeritlerinden birkaçını eline geçirip onlarla, beyninde aralıksız sesler halinde yankılanan ya da gözle görünmeyen güzelliğin buğulu bir dalgalanışı halinde hayalinde sürüklenen cümlecikler örmeyi başararak çabalamalarının karşılığını görmesine rağmen, bu titrek, bu ele avuca sığmaz sıcaklık hep onun elinin eremeyeceği bir yerde kaldı. Durmadan değişen bir rüzgar gibi aldatıcıydı bu. Anlatabilmek için duydu ğu arzunun sancısı Martin'i kıvrandırdı, ama herkesinkine benzeyen, hiç de şairane olmayan birtakım sözler söylemekten, başka bir şey yapamadı
*
Martin, kendini ifade ediyor, konuşmasını bilmeyen dudakları ardında yıllarca hapsedilmiş olan bütün güzellikler ve harikalar şimdi vahşi bir sel halinde dökülüyordu
*
Ruth, Martin'in bütün ömrünce rastladığı, tahmin ya da düşündüğü en hayran olunacak şeydi. 
Martin o anda öyle hissetti ki, Ruth için ölmek, iyi yaşamış ve adamakıllı sevmiş olmak demekti
*
Gündelik hayata ilişkin gelişmeler arttıkça insanoğlu tembelleşmektedir. Gündoğumundaki tatlı uykusunu çalar saatle çözmeye çalışan insanoğlu ne de çok tembelleşmişti. Çalar saatin ötüşü müdür insanı uyandıran, yoksa bilinçaltı mıdır insanı saatin çalgı-sıyla buluşturan
*
İnsanın, gerçekten tam anlamıyla bir kadın olduğunu hissetmesi çok tatlı bir şey.
*
Ruth, Martin'in süzülen yüzündeki açlığın anlamını kavrayamadı. Yine Ruth, genç adamın her geçen gün çukurları derinleşen yanaklarının nedeninin açlık olduğunu okuyamadı.
*
Aylarca gece gündüz demeden çalışan, sadece ve yalnızca okuyup yazan Martin Eden'i editörlerin tavrı yıkmıştı. Yani girdiği sinir savaşından yenilgiyle çıkmıştı. Bu ağır yenilgi sinirlerini allak bullak ettiği gibi bedenini de sarsmıştı. Bu nedenle gece boyunca garip garip rüyalar, çelişkili hayaller gördü. Bu karmaşık ve sinir bozucu durum öğleye kadar devam etti. Ancak öğleden sonra hezeyandan kurtulmayı başardı, ağrıyan ve şişmiş gözlerini garip bir şekilde odada dolaştırdı.
*
Kendi kendine yüksek sesle:
— İnsanın bir kütüphane dolusu kitap yazıp da kendi hayatını kaybetmesinin ne faydası var?" diye sordu. "Bu bana göre bir iş değil. Artık benim hayatımda edebiyatın yeri yok. Muhasebecilik yapmak, defter tutup her ay maaşımı almak ve Ruth'la birlikte küçük evimizde oturmam gerek.
*
Onların mahallesinde arabalar yalnız evlenme ve cenaze törenlerinde görülürdü
*
Zira Martin1 in korkusu altında, iddiacı bencilliği pusuya yatmıştı; kendini bu erkekler ve kadınlarla ölçerek, bunların kitaplardan ve hayattan kendi öğrenemediklerini neleri öğrendiklerini anlamak için içinde dayanılmaz bir arzu duydu
*
hayat ise öyle kısa ki ben tanıştığım her erkeğin veya kadının en iyi bildiği şeyi duymak isterim
**
Martin'in hayalevi her zamanki gibi hızlı çalışıyordu. Beyni, içine her zaman girilebilir bil" Anılar, hayaller deposu gibiydi ve bu deponun içindekiler her zaman için düzenli bir şekilde Martin'in teftişine hazır dururdu.
*
Okuduklarını, düşündüklerini kaleme almış, beyninin kıvrımlarında dolaşan düşünceleri insanlara anlatmaya başlamıştı. Okuduklarını düşünmüş, yorumlamış, gerektiğinde farklı kimlikler sunmayı başarmıştı. Zamanın ruhu ve bedeni üzerinde oluşturduğu büyük ağırlıkları azimle yenmeyi başarmıştı. Güneşin üzerine doğduğunu görmüş ama aynı güneşin kaybolduğunu da en sert şekilde görmüştü. 
*
Bütün bu şeylerin hepsinden de büyük olan hayat hakkında ise hiç mi hiç bilgileri yoktu. Kafaları orta çağ kaf asıydı. Martin işte böyle düşündü ve tanıştığı bu avukatlar, memurlar, iş adamları, banka kasi yerleri ile bildiği işçi  sınıfının arasındaki farkın, yedikleri yemek, giydikleri elbise, yaşadıkları çevre arasındaki farkla aynı olduğunu aydınlık bir şekilde görene kadar da düşünmeye devam etti. Tabii, onlarda, onun kendinde ve kitaplarda bulduğu o fazlalık eksikti. Morse'lar ona sosyal durumlarının verdiği imkan içinde, en mükemmel şeyleri göstermişler, ama bu Martin'i hayran bırakmamıştı
*
Ne kendin için düşünüyor, ne de kendin için hareket ediyordun. Fikirlerin de, elbiselerin gibi hazırdı; hareketlerine, halkın onaylayıp onaylamadığına göre bir biçim veriyordun, öbürleri seni bir şey sandıkları için ötebiliyordun çöplüğünde
*
Bu altın parçası, yiyecek demekti, vücudu, beyni için hayat ve ışık, yazı yazmaya devam etmesi ve kimbilir belki de bunun gibi birçok altın parçası getirecek bir şey yazması için kuvvet demekti
*
İnsanlarla dolu bu hastalıklı, bu kokuşmuş şehirlerde ne istiyorsun? Güzelliği, dergiler krallığının arzularına peşkeş çekerek vaktini kaybediyor ve her gün kendi gırtlağını kendi elinle kesiyorsun
*
Çıktığı yazarlık yolunda büyük acı ve ıstıraplarla dolu günler geçirmiş, aç gezmiş, yaşamın meyvelerinden nasibini alamamıştı. En son geldiği nokta terazinin hangi kefesine neyi yerleştireceğini bilemediğiydi.
*
Eninde sonunda büyük ve başarılı bir gazeteci olacaktır. Vicdan yok bu delikanlıda. Yalnız bu bile, onun büyük adam olmasına yeter.
*
Ayrılıklar insan ruhunda bıraktığı acıyla anılır. Bu acı ruhların şekillenmesinden hayat görüşünün değişmesine; hatta insanın kendisini yenilemesine neden olur. Aşk ayrılığı ise ölümden daha şiddetlidir. İnsanı sersemletip hayattan soğutması bir yana tam bunalımların ortasında bırakır. İnsan bu durumda yapayalnızdır, kimsesizdir, elleri üşümüş, ayakları donmuştur; bedeni, aklı, beyni esrarkeşlere özgü alemlere dalmıştır
*
Brissenden'in taşan büyüklüğü sayesinde rahatça gazete sütunlarına geçirip halkın gözleri önüne sermek imkanını buldu.
Yok sizin, beni şimdi bitirdiğim eserler için beslediğiniz filan yok. Siz, şimdi herkes besliyor diye besliyorsunuz beni; beni beslemek bir şeref haline geldi de ondan besliyorsunuz. Sürü hayvanları olduğunuz için besliyorsunuz beni; sürüden bir parça olduğunuz için; sürünün, o kitle kafası şimdi otomatikman beni beslemeyi düşündüğü için

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder