19 Nisan 2019 Cuma

"Nûn Masalları"- Nazan Bekiroğlu





KİTABIN KÜNYESİ

Adı                 : Nun Masalları

Yazarı            : Nazan Bekiroğlu

Türü              : Hikaye-Deneme

Yayınevi        : Timaş Yayınları

Sayfa Sayısı  : 160

Baskı             : 2007



📚Edebiyat mezunu olduğum halde ,  böyle bir eseri tam anlamıyla inceleyecek edebi yetkinliğim; tabii ki yok öncelikle. "Güllü dîba giydin amma... " ile başlayan dizelerine  olan atfı ve bunun gibi  başka satırların edebiyat derslerimizden aldığım lezzeti hatırlatması, zarif ama bir o kadar doyurucu cümleleri, akıcı üslubu ile  son derece beğenerek okuduğum bir kitap Nun Masalları.


📚 "Nun Masalları”    birbirinden güzel ve  farklı hikayeler kitabı.. Hattat,  Enderun Ağasına aşık ve aşkından bitap bir genç kalfa; genç kalfaya olan aşkı kendisine tüm ülkede ünlenecek şiirler yazdırtan bir mezarlık bekçisi,Enderun ağası ve en sonunda  Nigar Hanım... Aslında yazarımız hikâyeleri bir şekilde birbirine bağlıyor. Bir yerde hikâyesi biten ya da bittiği zannedilen bir kahraman başka bir hikâyede tekrar karşımıza çıkabiliyor.

📚Bir akademisyen olan Nazan Bekiroğlu’nun doçentlik tezi olan “Şair Nigar Hanım”a dair yazdığı bölümleri biraz abartılı buldum.


Alıntı: "aşık ile maşuk' un hikayesidir. arapçada nun harfi, maşuk' un gözleri, aynı zamanda nun' u ters çevirdiğimizde nun maşuk'un kaşlarına benzetilmiştir. nun aynı zamanda nefs'i çağrıştırır. hepsinin kapsamı ise nun aşık demektir. iki nun arasında kalmak ise ilahi ve beşeri aşk arasında gel- git yaşamak demektir. nazan bekrioğlu bu hikayesinde üstü örtülü olarak sadece anlamını bilenlere, araştırmaya meyyal gönülleri olanlara hitap etmiştir.



















KİTAPTAN ALINTILAR
Aniden yerinden fırladı. Dolaplardan, raflardan, yastığının altından ciltli ciltsiz bir yığın defteri, kâğıt tomarını buldu çıkardı. Şunda çiçeklerimi anlattım, diyordu kendi kendisine. Şunda beni insan kılan acılarımı. Şunda mevsimlerimi, şunda erdemlerimi ve erdemsizliklerimi. Acılarımı ve aşklarımı, kan, ter ve gözyaşlanmı. Ve onları çok güzel anlattım. Bugüne kadar hiç, hiç kimsenin anlatamadığı kadar güzel anlattım. Yüzü yine ter içinde kalmıştı ve kumral perçemleri yine alnına yapışmıştı. Hepsini tekrar okumaya, kendi güzelliğimi görmeye ihtiyacım var. Ağlamaya başlamıştı. Ben ağlamalıyım ve diyordu, biri bana ne kadar güzel ağlıyorsun, gözyaşların ne kadar güzel demeli. Sonra o birisinin, ağladığı zaman ona, ne güzel ağlıyorsun ve gözyaşların ne kadar güzel hattat, diyebilecek birisinin kendi zamanında hiç var olamayacağı düşüncesi, korkunç, şimdiye kadar çektiği bütün acıların hepsinden çok daha korkunç bir biçimde kalbini deldi.
*
O kadar padişahla aydınlanmaya müsait ve müstahakken dünyamız, sen yanlış seçimlerle cariyelere yöneldin.
*
Hep yanlış kalelerin burçlarına bayrak çekmeyi düşledik.Tükenmemek için gerekli olan tılsımı bir türlü bulamadık. Çıktığımız yolculuklar hep yanlıştı ve bunu neden sonra fark ettik:
*
Sadakatsizlik ve vefasızlıkla her karşılaşmamızda, sadakatsizlik ve vefasızlığı ve ihaneti her öğrenmemizde, kalbimizdeki siyah leke biraz daha büyüdü ve bedri hilâlimizin ışığı, ışığı bedri hilâlimizin, vefasızlığı her gördükçe gözlerimiz, biraz daha söndü.
*
Kaç zamandır yazmak istiyordu. Şimdiye kadar hiç kimsenin söylemediği şeyleri, hiç kimsenin söylemediği bir biçimde söylemek, yazmak istiyordu. Yazmak istiyordu da kamış kalemi, âherlenmiş kâğıda eline alır almaz içinde bir yer bumbuz kesiliyor, aslında sımsıcak olan o şey, bir türlü kâğıda akamadan yok olup gidiyordu.
*
Nakkaşın hikâyesini yazacaktım. Kim bilir yine hangi yangını sermaye, ve nakkaşı bahane edip, ruhumdan söz açacaktım.
*
Artık hikâyelerimin kahramanı olmuş oluyorum. Yazarı kahraman olan hikâyelerin hem de.
*
Arkadan onu insan kılan acılarını anlattı. Kendi çektiklerini ve başkalarının çektiklerini. Teker teker.(…) Varlıklarında bunca yok iken, yokluklarında bunca var olan tanıdıklarını hatırladı teker teker. Ve böyle bir yığın acıyı bulup çıkardı ömründen. Bir defter de bunlarla doldu.
*
İçinden şiirsiz geçilemeyecek kadar  derin gözleri vardı
*
O günlerde uzaktan gelen bir misafir Selânik şehrini anlattı. Orada geceleri gündüze çeviren bir Frenk icadının aydınlığından ve bunun ihtişamından hayranlıkla bahsetti. Geceleri
gündüze çeviren bir ziya, diye tekrarladı içinden kalfa. Gündüze çevrilecek olduktan sonra geceler daha neye yarar ki?
*
Dahası günlerdir süren bu iç sıkıntısı, bu suskunluk ve bu ağlayamamanın, remilcinin bahsettiği gibi lâlei rumi ile yapılacak o şuruba gerek bile kalmaksızın, tekini gördüğü anda geçip gideceğini anladı.
*
Kendi duygularını kendisinden evvel yazmış birisiyle karşılaştığı zaman biraz rahatlıyordu.
*
Önceleri eski şairler gibi yazıyordu. Sonraları bunun yetmediğini görünce, onlar gibi yazıyor olmasına suçu yükledi. Onlar gibi yazmazsam eğer, dedi, ben gibi yazarsam içimdeki şiir mutlaka bitecektir. Sözün ve biçimin cenderesinden kurtulmak için çaba sarf etti. Kendisine en çok benzeyen biçimi aramaya çalıştı. Sonunda hiç kimselerin bilmediği, görmediği yepyeni biçimlerde yepyeni şeyler söyledi.
*
Bu başka bir duyguydu ve genç mezarlık bekçisi, böyle bir duygunun var olabileceğini önceden mümkün değil kestiremezdi. Şimdiye kadar çektiği acıların genç kalfa için olduğunu hatırladı. Bu kez, işte şimdi ilk kez kendisi için acı çekiyordu. Bütün o insanların, yüzünü bir kez bile görmediği, sesini bir kez bile duymadığı bütün o insanların önünde ruhunu böyle soymuş olmaktan dolayı derin bir...
*
Düşüncelerime söz geçirmem mümkün olmuştu ama, dedi, düşlerime söz geçirmem, o mümkün olmuyor.
*
Nakkaş söyle bize hangi roller dağıtılmış, hangi büyük hikâyenin parçalarıyız?
Hiçbir azabın anlaşılamamak dahası yanlış anlaşılmak kadar büyük olamayacağını fark etti. Çünkü yanlış anlaşılmak beraberinde yanlış anlamayı da getiriyordu.
*
Fitne çok, rahat yok, fesat çok, refah yok.
Kimbilir yine hangi yangını sermaye ve nakkaşı bahane edip, ruhumdan söz açacaktım.
*
Nakkaş aramızda engel: Üçüncü boyutları resmimin.
Nakkaş aramızda engel: Üçüncü boyutsuzluğu resminin. Üçüncü boyut la da üçüncü boyutsuz da olmuyor nakkaş. İkisinin arasında bir yer yok mu?
106 Kumdan kaleler gibi yıkılıyor bir bir gerçeklerim.
Aynı insan değil rniyiz yoksa nakkaş, söyle sevgilim.
*
Narkoz altındaki o iki saat. Benim miydi? Demek yaşamış olmak hatırlamakla mümkün. Peki ya ötesi?
*
Leonardo, tablosunu dört yıla sığdırırken modelinin canı sıkılmasın diye şiirler okutmuş, şarkılar dinletmiş. Böyle zapt etmiş onun ruhunu. İçten ışıklarla sararmış kâğıtlara gömülmüş böyle kaç tane kimliği meçhul Mona Lisa?
Yazmalıyım, yazmalıyım. Hafız Hızır İlyas Ağa’ya hemen bu akşam yazmalıyım. Demeliyim ki, günlüğünde sen yoksun. O on dokuz yılını anlattığın, yere göğe sığdıramadığın 11. Mahmut da yok. Duygularınız yok. Kinleriniz, nefretleriniz, aşklarınız, sevgileriniz, hele hele gözyaşlarınız hiç yok. Sen hiç âşık olmadın mı? Veya senin hiç yakınlarından biri ölmedi mi? Tam otuz sekiz kere Beşiktaş sarayından İstanbul sarayına, İstanbul sarayından Beşiktaş sarayına göçü anlattın da, neden o saraylardan birinin bahçesinde açan gülleri, en önemlisi o güllerin sana neler söyle. diklerini anlatmayı hiç denemedin? Oysa işte güller, sizin bıraktığınız yerde, sizin seçtiğiniz bahçelerde yine varlar. Hiç olmazsa topraklarının bilmem kaç kat altında, sana çok yakın bir koğuşta yatıp kalkan Bahçıvan Ağa’nın döktüğü topraktan, verdiği sudan damlalar hâlâ var. Haremin muhteşem kapılarından birine gözlerin hiç kaymadı mı?
*
Tigore ‘Ey yüzyıllar ötesinden beni okuyan' diye sesleniyor. Sen beni aklına neden getirmedin, getirdin mi yoksa? Asrında 'ben’ kadar, 'sen' çağrışımlarıyla sana yönelen oldu mu?
Peki, dedim, ben ne yapacağım şimdi? Sizden bize ne kalıyor? Bütün kapıları kapatalım mı? Yanlış anladın galiba, dedi. Bizsiz hiç olamayacaksınız. Bizler elbette hissettik. Bir hayatımız elbet vardı. Sen Çeşminur’u hiç bilmedin. Gözleri daldı. Beni söyletme, dedi. Bizi bulmak size düşüyor, bize değil. Çünkü aramızda hayatın kendisi değilse de onun algılanışı kadar büyük bir fark var neticede.
*
Neden benim kimliğim seninkini bulmama bağlı?
Nerede olduğunu görebilen insandan daha bahtiyar kim var? Söyle bana, kim var?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder