13 Mart 2019 Çarşamba

"Sabırsız Yürek "- Stefan Zweig

KİTAPTAN ALINTILAR

Pul biriktiren çocuklar misali heyecanla dost edinmeye çalışan ve koleksiyonlarına kattıkları her yeni örnekle gurur duyan, kendini arkadaş canlısı olmaya mecbur hisseden türden biriydi.
*

Nasıl ki bitkiler seranın sıcak ve tropik ortamında hızla gelişirse, kuruntular da karanlıkta aynı gelişimi gösterirler. Endişeyle kıvranırken en karmaşık, olmayacak kuruntular hızla kâbuslara, dehşet verici resimlere dönüşür, sarmaşık gibi her yanı kaplar ve kişinin soluk bile alamayacağı şekilde adeta boğazını sıkar.
*
İşlediğim suç, yaptığım gaf için kendimi en ağır şekilde cezalandırmaktan vahşice bir zevk alıyordum.
*
Eğer bir şeyi yapmakta tereddütleriniz varsa, kaçamak yollar her zaman daha çekici gelir.

Başkası yapamıyor diye bir zevkten vazgeçmenin, başka biri mutsuz olduğu için bir mutluluğu kendine yasaklamanın bir anlamı olmadığını biliyordum. Güldüğümüz, budalaca şakalaştığımız her saniyede birilerinin yatağında kıvranıp öldüğünü, binlerce pencerenin gerisinde yoksulluğun kol gezdiğini, insanların açlıktan öldüğünü, hastanelerin, taşocaklarının, kömür madenlerinin olduğunu, fabrikalarda, bürolarda, hapishanelerde sayısız insanın angarya olarak çalışmak zorunda kaldığını; başka birinin acı çektiğini hissetmenin o kişinin acısına bir faydası olmayacağını biliyordum. Yeryüzündeki acı ve felaketleri yalnızca düşünmenin bile, geceleri insanın uykusunun kaçması ve dudaklardaki gülümsemenin kaybolup gitmesi için yeterli olacağının bilincindeydim. Ancak kişiyi asıl kederlendiren, üzen şey, gözünde canlandırdığı hayalî acılar değildi; gözle görülüp hissedilenin acısı bambaşkaydı.
*
Anlatılanın beğenilmesi anlatan için gerçek bir ateşleyicidir;
*
Bugünden başlayarak yaşamımı değiştirecektim! Kafeye daha az gidecek, o aptal iskambil oyunlarını ve bilardoyu seyrek oynayacak, beni yozlaştırmaktan başka bir işe yaramayan ve kimseye hiçbir faydası olmayan tüm bu boş zaman öldürmelere bir son verecektim.
*
Şanssızlık, insanı alıngan; sürekli acı ise adaletsiz kılar. Nasıl ki borç verenle alan arasında daima üzücü bir taraf olur ve birinin verici ötekinin ise alıcı rolünün gereğini yapması gerekirse, hasta da kendisine gösterilen ilgiye, yakınlığa karşı gizli bir kızgınlığı, isy anı içinde taşır.
*
Aynen zavallı Edith’e bakıcılık yapması için Ilona’ya çeyiz sözü verdiği gibi acıma duygumu, şakalarımı, arkadaşlığımı satın almak, bunların bedelini ödemek istiyordu.
*
Öfke insanda yalnızca kötümser değil aynı zamanda eleştirici bir kişilik oluşturuyordu;
*
dünyada bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur. Her kötülük bu yarım işlerden çıkar. Belki
*
Yüzüne bilinçli olarak iyice sıkıntılı bir ifade vererek konuşmaya başladı:
*
İçgüdülerinizin sesini dinleyerek iyi niyetinizi ortaya koydunuz ve en doğrusunu yaptınız.”
*
Başlangıçta hastanın ‘iyileşmeyeceğini’ peşinen kabul eden doktor, gerçek sorumluluğuna sırt çevirmiş, savaşmadan yenilgiyi kabullenmiş demektir.
*
Biz doktorların eskiden beri süregelen taktiklerini bilmiyor musunuz? Ne yapacağımızı bilemiyorsak genellikle zaman kazanmaya çalışır, hastayı çaresizliğimizi fark etmemesi için boş tedavilerle oyalamaya çalışırız. Şansımıza hastanın bünyesi de çoğu zaman bize yardımcı olur, hatta suç ortağımız olur... Tabii ki hasta kendini daha iyi hisseder. Yapılan her işlem, ister limon yiyin, ister süt için; ister soğuk suya girin, ister sıcak banyo alın, organizmada belirli bir değişimi sağlayarak hastaya bir canlılık kazandırır ki bu, her zaman iyimser olan hastalar tarafından genellikle iyileşme olarak nitelendirilir.
*
Şu ana kadar bana hep sabır dendi, biraz daha sabır! Peki ama nereye kadar, insanın ne zamana kadar sabretmesi gerektiğini de bilmesi gerek.
*
Hastalarla yakınlarının diğer normal insanlardan çok farklı bir sözlükleri olduğunu, onlar için ‘belki’ sözcüğünün ‘kesinlikle’ anlamına geleceğini, bundan dolayı da onlara umudun ancak ufak parçalar halinde sunulabileceğini, aksi takdirde iyimserliklerinde aşırıya kaçacaklarını ve delice şeyler yapmaya başlayacaklarını bilemezdiniz ki.
*
Tüm davranışlarımızda kendini beğenmenin hiç de küçümsenemeyecek bir rolü vardır. Özellikle de zayıf kişilikler dışarıya karşı kendilerini güçlü, cesur ve kararlı gösterecek şekilde davranmak çabasındadırlar.
*
Birdenbire kaçıp gitmek istememin nedeni ne albayın beni azarlaması (sonuçta bu her hafta olan olaylardandı) ne de arkadaşlarım karşısında küçük düşürülmüş olmamdı. Gerçekte Kekesfalvalardan kaçıyordum; onları aldatmış olmaktan, sorumluluktan kaçıyordum. İstemediğim halde bana âşık olunmasına dayanamadığım için buralardan uzaklara gitme arzusu duyuyordum. Nasıl ölüme mahkûm bir hasta aniden bastıran bir diş ağrısıyla gerçek ölümcül hastalı ğını unutursa, ben de gerçekte bana acı veren, bir alçak gibi davranmama, kaçmak istememe neden olan gerçeği unutmuş (ya da unutmak istemiş) ve bunun yerine eğitim sahasındaki anlamsız bir beceriksizliği kaçıp gitmemin bahanesi olarak kabullenmiştim. Ancak şimdi gerçeği görüyordum: Bu asla kırılan onu0rum nedeniyle katlandığım kahramanca bir veda değildi. Bu alçakça, zavallıca bir kaçıştı!
Kişi her şeyden kaçabilir, yalnızca kendinden asla!
*
Bedensel başarı genellikle ruhsal rahatlamaya da temel olur.
Bir şeyi saklamak ya da saklamak zorunda kalan kişinin gözlerinin do ğal, özgür ve samimi bakması olanaksızdır.
*
Bir yere mutluluk ve neşe getirdiğini bilen insanın yürüyüşü bile farklı oluyordu.
*
Dar görüşlü bir kişiye dayanmak, gücün onun elinde olduğu her durumda çok zordur; askerlikte ise hiç çekilmez.
*
Vicdan anımsadıkça, hiçbir suç unutulmaz!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder