23 Ocak 2019 Çarşamba

"Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"-Peyami Safa


"Hürriyeti yanlış anlayan bir dünyadayız. İnsan hür doğmaz. Eğer kendi ben’i ile mücadeleye başlayan bir irade destanının kahramanı değilse, eğer kendi nefsine galebeden ve kendi ihtiraslarına hâkimiyetten başlayan bir hürleşmeye doğru merhale merhale yol almıyorsa, eğer hürriyeti şahsiyetiyle beraber gelişmiyorsa, insan, en hür nizam içinde de hür değildir. Doğarken hürriyetimize de, şahsiyetimize de sahip olamayız. İkisini de, yaşadıkça ve liyakatimiz nisbetinde kazanırız ."

📚 Peyami Safa’nın, kaleme aldığı romanları içinde en fazla beğendiği romanı olduğunu ifade etmesi, anlatım tekniği ve olay örgüsü bakımından da  bütün eleştirmenlerce Türk edebiyatının en ciddi psikolojik romanı olarak kabul edilmesi yönüyle kitabı okumaya karar verdim . Kahramanımız Ferit'in kız arkadaşı ile samimi halleri,  bende 'böyle devam edecekse okumayayım' düşüncesi oluşturduğundan  bir takım yazılar okudum, bu yazılar kitaba devam etmemi sağladı, üstelik "spoiler" içeren yazılar romanın büyüsünü azaltmadı, bilakis artırdı.


📚 Ferit'in yaşadığı bunalımları, ikilemleri, gel-gitleri yazar öyle bir resmetmiş ki   bezen aşırı derecede ruhum sıkıldı, buna rağmen  elimden  bırakamadım. Velhasıl felsefik satırların  ve psikolojik tahlillerin  bolca yer aldığı  bu romanın ; güçlü, sürükleyici  anlatımı ile  kesinlikle okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Zira psikolojiye hükmeden, düşündüren eserleri sevenlerin  tek gececeği bir roman bence.

📚Edebiyatımızda bilinçakışını başarıyla uygulayan ilk romanlardan olan Matmazel Noralya'nın Koltuğu'nda dönemin toplumsal yapısı da incelenmiş ayrıca.

📚Bir arayış içinde olan , okuduğu Tıp'ı bırakıp Felsefe 'ye geçen , küçüklüğünden beri psikolojik açıdan pek de normal olmayan Ferit, kitabın ilk bölümü diyebileceğimiz, ilginç şeyler yaşadığı pansiyonda çıkmazlar içindeyken , ikinci bölüm sayabileceğimiz ada hayatında gizemli kadın Matmazel Noralya - ölü de olsa- sayesinde  büyük bir değişim yaşar,  Aziz ile olan manifesto niteliğindeki diyalogları bunun ispatı.

📚 Peyami Safa, yaşamı boyunca hemen bütün gazete ve dergilere çesitli türlerde yazılar yazan; Server Bedi imzasıyla çok sayıda aşk ve cinayet romanı kaleme alan, edebiyat dünyasına psikoloji, sosyoloji, felsefe inceleme, deneme gibi çeşitli alanlarda eserler bırakan değerli bir yazarımız ve aynı zamanda ciddi tezleri bulunan bir fikir adamı ...

KİTAPTAN ALINTILAR

unutma, dedi, ne zaman ki sıkıntıdasın, bu hapları yutacağın yerde, derin bir nefes al, içinden tut nefesini, yüreğinden bir kere, ama yüreğinden, sözüme dikkat et, yüreğinden, yüreğinden anladın mı, yüreğinden bir kere “Allahım” deyiver, sonra nefesini birden koyuver. Anladın mı?

Gözlerini yumdu, içini çekti ve göğsü nefesiyle dolunca, yüreğinin durur gibi olduğunu ve var lığın sınırına dayanmış gibi bütün boyutların aşılmak üzere bulunduğunu sandığı bir anda içinden “Allahım” dedikten sonra nefesini bıraktı. Şaşırdı ve tekrar ihtiyarın yüzüne baktı. Birdenbire içinde bir dağ başı ferahlığı duymuştu.
*
Demin Amerikan mecmualarını karıştırıyordum. Bacak yağıyor. Operetler, müzikholler, filmler, caddeler, her yer bunlarla dolu değil mi? Babam söyler: Eskiden vücuttaki uzuvlardan pek çoğunun adını söylemek ayıpmış: Meme, karın, kalça, bacak, baldır, ayak gibi sözlerden birini ağza almadan evvel bir “affedersiniz” deyip sesi alçaltmak lâzımmış. Şimdi bacağını göstermek ve beğendirmek bile ayıp değil. Senin ipek çorabın içinde bir ruh varsa bunu benim avucum anlar. Onunla başka türlü bir temas ve muhabere vasıtası bilmiyorum. Belki diz kapağının da bir ruhu var. Ruh, ruh... Yürürken belin bir kıvrılışı... Oradan bir seyyale geçiyor şüphesiz... Fakat o bende aynı cinsten bir seyyale arıyor. Sen boyadığın ve süslediğin vücudunla bende hangi duyguya hitap ediyorsan ondan cevap alıyorsun.
*
İstihza benim pantolonumdur. İçinde ben de ruhumun ayıp yerlerini saklıyorum.
*
Yüklerin en büyüğü evlenmektir.
*
Hiçbir makyaj ve tuvalet bu mesafe kadar sevgilinin, fakat kaçan sevgilinin büyüsünü artıramazdı.
*
Merdivenden çıkan şişman adam o ânın şiirinin üstünden manda gibi geçti ve ebediliği ezdi.
*
Belki de aşk bir yorgunluktu.
*
“Şüphesiz…” Çok defa cümlelerin başında dilimize musallat olan bu “şüphesiz” içinde kıvrandığımız şüphelerden hiç değilse sözle kurtulmak ihtiyacının ifadesi mi?
“Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamağa devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.”
*
Tıpta doktor, felsefede hasta olursun.
*
İnsanın acele bir işi olmasındaki büyük saadetin kadrini bilselerdi, böyle somurtmazlardı.
*
Ölümün bütün kusurları temizleyen banyosuna teyze şimdi giriyordu.
*
Yalnız ciğerden değil, ruhtan da kan boşalır.
*
Feseyekfikühüm-ullahü ve hüves’semi ül alîm.
Vafi Bey bu âyeti üç defa okudu ve Ferit’in yüzüne üfledi. Elini çekti.
- Eğer, dedi, şimdi vücudunda yorgunluk kaldıysa ben bu sakalımı süpürge yapıp senin odanı her sabah süpürürüm!
*
Bir sebepsizlik ve hikmetsizlik nafileliği içinde insan düşüncesinden daha maskara bir mânâ avcısı olur mu?
*
Polis dayağı şuurun hazinesini patlatır ve boşaltır.
*
Allah’ın hikmetini bilmeyenler için her felâket abestir.
*
“Bir de okumak arzumdur. Dün gece büyükbabamın İtalyanca kitaplarından birini açtım. Boece’in Felsefî Teselli namındaki eseri idi. On dört asır evvel yazılmış olan bu kitapta feylesof, her kim ki kadir olmak ister, serkeş gönlüne hâkim olmalıdır ve boynunu zevk-u safanın bais-i hicap dizginlerine teslim etmemelidir, demektedir.
*
İnsanlar çocukları numunei imtisal ittihaz edip kalblerini tasfiye edecekleri yerde onlara da kendi ihtiraslarını telkin ile saffe-i ahlâkiyelerini bozarlar. Fıtratın elinden lekesiz doğan bu vicdanı kirletirler.
*
“İçime doğdu. Karanlık duvar benliğimdir. Onu yıkmalıyım ki nura kavuşayım. Allah’a varayım. İçime doğdu: Ebediyete de öylece varılır.”
*
Bize şimdi süblim bir karikatür gibi görünen Matmazel Noraliya’nın koltuğu, onun yalnız kendi ben’ine değil, bütün benlere, mücerret Ben’e isyandır. Bütün dinlerin, fikirlerin ve politikaların tarihi bu isyanın tarihidir. Dinler, insanın -iştah, şehvet, kazanç hırsı ve kibir halinde- kuduran ben’ini Allah’da eritmeye çalışmışlardır. Hümanizm onu insanlık idealinde uyuşturmaya savaşır. Nasyonalizm fenafil’millet’i emreder. Ben’in Allah’da yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dahîleri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır.
*
Bütün bu ideallerde müşterek olan şey ben’in fenasıdır. Fakat burada fenayı (fâni olmayı) lügat mânâsıyla anlamak doğru olmaz. Bu, mecazi bir yok olma halinde bir “emrinde olma”yı tazammun etmelidir.
*
Harplerin, benliğini öldürmesini bilmeyen insana yüksek bir hedef uğrunda yok olmayı öğreten kanlı bir terbiye olduğuna işaret ediyordu.
*
Hürriyeti yanlış anlayan bir dünyadayız. İnsan hür doğmaz. Eğer kendi ben’i ile mücadeleye başlayan bir irade destanının kahramanı değilse, eğer kendi nefsine galebeden ve kendi ihtiraslarına hâkimiyetten başlayan bir hürleşmeye doğru merhale merhale yol almıyorsa, eğer hürriyeti şahsiyetiyle beraber gelişmiyorsa, insan, en hür nizam içinde de hür değildir. Doğarken hürriyetimize de, şahsiyetimize de sahip olamayız. İkisini de, yaşadıkça ve liyakatimiz nisbetinde kazanırız. Burada ferdiyetle şahsiyeti birbirine karıştıranların ezelî hatasına düşmeyelim. Ferdiyet sadece biyolojik vahdetimizi ifade ettiği halde metler nizamı sanan hukukçular, siyasî hürriyeti psikolojik hürriyetten ayrı düşünüp sadece fertle devlet arasındaki münasebet çerçevesi içine hapsetmekle sun’î bir tecrit yapmışlardır. İnsanın siyasî hürriyeti ne iktisadî, ne de ruhî hürriyetinden ayrı düşünülebilir. Hürriyet problemi tek bir bütündür. Parçalanmaz. Hürriyetin şahsiyetle münasebetini aramayan hukukçu, yalnız fertle devlet arasındaki münasebet plânında kalınca, aptalla zekiye, bilgisizle âlime, görgüsüzle görgülüye ayni rey hakkını tanımak zorunda kalır. Böyle bir hürriyet ve müsavat anlayışıyla iki ahmak bir dâhiden üstündür. Partilerin seçimlerde aptal avcılığına çıkmaları, onları kandırmak için başvurdukları demagojinin demokrasi yerine geçmesiyle neticelenir. Gazetelerde sık sık gördüğümüz “demokrasi demagoji haline geldi” sloganı bir kelime oyunundan ibaret sayılamaz, demokrasinin halkı bir rakam halinde görmesinin zarurî neticesidir. On cahili dokuz âlime tercih eden bir sistemde bilginin de...
*
Kendi merkezi etrafında her gün biraz daha süratle dönmekten başka bir şey yapmayan insan, atlıkarıncada gözlerini kapayan çocuğun kilometrelerce uzaklara gitmesi hayalîne benzer bir ilerleme vehmi içindedir.












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder