27 Ocak 2019 Pazar

"Gençlerle Başbaşa "-Ali Fuat Başgil




"Mutluluk tamamıyla gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve mutluluğu sırf servet, güç ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir."

📚 Her ne kadar kitabın adı "Gençlerle Başbaşa" olsa da , hem yetişkin hem öğrenci, hem ebeveyn hem de eğitimciler için irade, çalışma, başarı gibi konular üzerine çok güzel, vurucu  yol ve yöntemler, nasihatlerle dolu özlü bir kitap. Yıllar önce olduğu gibi yine severek ve birçok not alarak okudum.


İlim ne yazık ki pratik gerektirmez. İnsan, mesela sigara ve içkinin sağlığa ne kadar zararlı şeyler olduğunu bilir de bilgisi ile hareket edip bu tiryakiliklerden kolayca vazgeçemez. Çünkü ilmin kaynağı zekâ, işin ise, iradedir. İrade terbiyesinin en iyi şekilde sonuç verebilmesi için, ona erken başlamak gerekir. Alışkanlıklar kökleştikten ve huylar iyice yerleştikten sonra bu terbiye giderek zorlaşmakta ye sonuç vermek için Eyüp sabrı istemektedir.

mutluluk tamamıyla gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve mutluluğu sırf servet, güç ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir.

1- Başarının ilk düşmanı tembelliktir
tembellik insan karşısına çıkıp da mertçe savaşan bir düşman değildir. Aksine, eski peri hikâyelerindeki kahramanlar gibi, şekilden şekile girerek ve binbir hile kullanarak insanı yenmeye çalışan bir alçaktır. Tehlikesinin büyüklüğü de buradan gelmektedir.
   Tembelliğin; yerine, adamına ve çağına göre girmediği kalıp yoktur. Herkesin mizacına göre tavır alır ve konuşur. Dilimizde aldığı çeşitli isimler de onun bu sinsiliğini gösterir. Tembelliğin adı uçarılıktır.
..eğer tembelsen ve tembelliğin organik bir hastalıktan ileri gelmiyor da ruhundaki bir gevşeklik, uyuşukluk, üşengeçlik, hoppalık ve uçarılık şeklinde ise, iradeni kullanarak başarının bu düşmanını yenebilirsin.

2- Başarının bir diğer düşmanı kötü arkadaştır
Tembellik senin içindedir ve sana senin ağzınla konuşur. Arkadaşın kötüsü ise, sana kendi ağzını kullanır ve seni tembellikten daha çabuk kendine bağlar. Zaten tembelliğin işi asma, hoppalığa ve züppeliğe düşme şekli çoğu zaman kötü arkadaş yüzünden başlar. Ve zaman ile alışkanlık halini alarak içimizde yerleşir. Kötü arkadaşın korkulacak bir felsefesi vardır. Sana her fırsatta gerek sözleriyle ve gerek tavırlarıyla aşılar ve tekrar eder: 
— Gençliğini yaşa kardeşim, bu gençlik her zaman ele geçmez. Sana öğüt verenler vaktiyle günlerini yaşayıp da senin güzel gençliğini kıskananlardır, aldırma, eğlenmeye bak... Daha neler demezler ki...
Arkadaş olacağın kimsede arayacağın şart çalışkanlık, dürüstlük ve iyilikseverlik olsun. Bu iyi huylarla bezenmiş olan bir insan, diğer bütün iyi meziyetlere de sahip demektir.

3- Başarının bir düşmanı da kötü örneklerdir
Bunlar takıp takıştırmakla, kiminin ayağına çelme takmak, kiminin gözüne kül atmakla servete; mevki ve şöhrete kavuşmuş; becerilerinin ve hak ettiklerinin üstündeki yerlere oturmuş; insan kılığındaki hayvanlar ve parazitlerdir.
Şarlatanlığın ve parazitliğin gösterişli hayatından gözlerin kamaşıp da sakın namuslu çalışmanın güvenilir sonucundan şüpheye düşme ve manevî kuvvetini kırma. Geleceğini karanlık bir tesadüfün cilvesine terk etme. Hilekâr ve düzenbaz zekânın kartondan köşküne imrenme. Ve bil ki hayatta insan olan insana yaraşan yol, doğruluk ve namusluluk yoludur.
BAŞARILI OLMANIN ŞARTLARI
Başarının ilk şartı iradeli olmaktır
İrade; yalnız insanı hayvandan değil, aynı zamanda insanları birbirinden ayıran ve aralarında üstünlük ve aşağılık farkları yaratan tek ruh kuvvetidir.
Mutluluk; define gibi bir tesadüf kazması darbesiyle bulunuveren bir nimet değildir. O ne şanstır, ne mirastır, ne piyangodur, ne mevkidir ne de servettir. Mutluluk, gayretle ve irademizin kuvvetiyle ele geçirebileceğimiz bir kaledir.

İçgüdüsel hareketler, hayati birer ihtiyacın ifadesi olarak doğuşta türden kişiye soyaçekim yolu ile geçtiği halde; alışkanlıklar sonradan ve çoğu zaman başkasından görüp öğrenme yoluyla elde edilir. Çoğu kez sunî bir şekilde ortaya çıkan bir ihtiyaç veya hevesin ifadesi olarak başlar. Bazen sırf taklit ile bazen düşünceli bir şekilde başlayan alışkanlıklar, zaman içinde tekrarlana tekrarlana yerleşir ve başlangıçtaki şuurunu kaybederek otomatikleşir.

Telkinli hareketler

Kötü bir arkadaşın sözleri veya hareketleri ile üzerimizde yaptığı etkiyi, en iyi söz ve öğüt yapamaz.
Şuurlu hareketlerimiz ve irade
“İrade” dediğimiz ruh gücü ve manevî enerji de budur. Yani, içimizin karar verip yapma ve gerçekleştirme kudretidir.

TERBİYENİN RUH VE KARAKTER  ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Her insan, kendine has manevî yapısı ve ruh yö
nleriyle bir başka dünya ve bir psikolojik benlik yahut “şahsiyet” oluşturur. Ve kişinin bu manevî yapısı ile ruh yönleri onda belli bir duyuş ve hareket ediş tarzı yaratır ki buna da “karakter, huy, tıynet, seciye” denir.
*
Öyleyse “karakter” yahut “huy” deyince bundan, önce, bir kişiyi diğer bütün kişilerden ayıran ruhsal ve manevî farklılık ve vasıflar anlaşılmalıdır.
*
karakterli “seciyeli” insan, hayvani içgüdü ve eğilimlerin tutsaklığından kurtulup bu kuvvetleri hayat için birer hizmetkâr haline koymuş olan insandır. Karaktersiz “seciyesiz” insan da, hayvanı içgüdü ve isteklerin hâkimiyeti altında kalmış olan insandır.
*
🔮Terbiyenin ruh ve karakter üzerinde gerçek bir rolü yoktur tezi
   Bu sebeple, bir çekingeni atılgan, bir tembeli çalışkan, bir korkağı cesur, bir cimriyi cömert yapamazsınız. Kendini idare etmekten aciz, zayıf iradeli bir kimseyi azimli bir insan haline getiremezsiniz. Bir katı yürekliyi merhametli yaparak çaresizlere acındıramazsınız. Bir kibirliyi, bir kıskancı, bir dalkavuğu, bir aşağılığı, bir yalancı ve sahtekârı, bir egoisti bu kötü huylarından vazgeçiremezsiniz. Bu sahada din, ilim, terbiye ve ahlâk hepsi çaresiz kalır.
Bir demir parçasını teknik yöntemlerle şekilden şekile sokar, meselâ çelik haline koyarsınız. Fakat demirin tabiatını değiştirip de onu altın yapamazsınız. Demir daima demirdir, altın da altındır. Yırtıcı bir hayvanı terbiye ederek bir dereceye kadar uysal bir hale koyabilirsiniz. Fakat kediyi fare yakalamaktan, köpeği kemik yalamaktan vazgeçiremezsiniz. Akrep sokar, kurt parçalar. Sokmak ve ısırmak bu hayvanların yaradılış ve tabiatındadır.
   İlim ve terbiye, huyları değiştirmez, sadece örter. Kötü huylu bir insanı, ilim ve tekniğin terbiye metotlarıyla, dinî ve ahlaki aşılamalarla iyiliğe doğru bir dereceye kadar yöneltebilir ve huyları üstüne bir astar çekip bunları gizleyebilirsiniz. Fakat değiştiremez ve kötü bir insanı kötülük batağından çekip çıkaramazsınız. Terbiye ile değiştirdiğinizi sandığınız huylar, zaman ve yeri gelince saklı kalan bütün çirkinlikleri ile sırıtarak kendilerini meydana vururlar.
Terbiye görmüş kötü huylar tıpkı tepesi kurumuş, fakat kökü cilt altında kalıp yerleşmiş çıbanlar gibidir. Patlayıp akmak için bir kaşıntı fırsatı bekler.

Halkımızın anlayışına göre de terbiye tıpkı yemeğe katılan baharat gibidir. İnsana içten olmayan bir tatlılık verir. Fakat, mayayı değiştirmez. Bu anlayışın son asırlardaki büyük temsilcileri, başta Hollandalı filozof Schopenhauer gelmek üzere Kant, Stuart Mil, Spencer’dir. Son zamanlarda Fransız fikir adamı Gustav le Bon gibi bazı sosyologlar, aynı anlayıştan hareket ederek ırkların ve milletlerin de kişiler gibi belirli karakterleri olduğuna ve bunların ilim ve medeniyetle asla değişmediğine inanmaktadırlar.
🔮 Olumlu görüş
İnsan her türlü düşünce, his ve huydan ayrı fakat her çeşit huy edinmeye müsait olarak doğar.
Terbiye ve ahlâkın öteden beri var olmasına rağmen, insanlardan bir kısmının halâ kötü huylu olması, bu disiplinlerin huylar üzerinde yeteri kadar etkili olmadığını değil, etkili olacak şekil ve şartlar altında gerektiği gibi uygulanmadığını ve huyların ruh mekanizmasının henüz tam anlamıyla bilinmediğini gösterir.
gençlik, beden yönünden olduğu kadar, ruhun şekillenmesi bakımından da hayatın en plastik devresidir. Ve gençlikte edinilen huylar, ileride ruhî bir tembellik ve ihmalcilik ile kaynaşarak, muhtemelen me zara kadar yakamızı bırakmaz. Bunun içindir ki terbiye ve ahlâkın etki bakımından en verimli çağı gençliktir.

🔮Huylarımızın bazılarını değiştirmek elimizdedir, bazılarını değildir.

Bizce gerçek şudur ki, huylarımızın bazılarını kökünden değiştirmek elimizde değildir. Bu gibi huylarımız gerçekten canımızın altında ve biyolojik benliğimizin derinliklerindedir. Bu derinliklere ilmin, terbiye ve ahlâkın güçlü eli yetişemez. Huylarımızın bazılarını ise, güç olmakla beraber, kuvvetli bir terbiyenin yardımı ile değiştirmek, düzeltmek ve yerlerini iyi huylarla doldurmak mümkündür. Kısacası bazı huylarımız daha var ki bunları kökünden değiştirme
değiştirmek, halimizi düzeltip ahlâkımızı güzelleştirmek hem mümkündür, hem de sanıldığı kadar güç değildir.
🔮 İrsi huyları değiştiremeyiz : İrsi huylarımızın iyilerinden nimetlenir, kötülerini de bütün ömrümüz boyunca sırtımızda bir kambur gibi taşımaya ve bunları kendimizle beraber mezara götürmeye ne yazık ki mahkûmuz.
🔮Mizaca bağlı huylar: Gerçekte huyların hepsi irsi değildir. Bunların bir kısmı da mizaçtan, yani organik yapımızdan doğmaktadır.
insan ise; bu da dört eleman, “ahlat-ı erbaa” dan oluşmuştur. Bu elemanlar; kan, safra, lenf ve sinirdir. Belirli bir insan bünyesinde bu dört elemandan birinin diğerine oranla fazla oluşuna göre, mizaçlar da; demevi (kanlı), safravi (safralı), sevdavi (kuruntulu), asabi (sinirli) diye dörde ayrılır. Ve bu mizaçlardan her biri belli birtakım huylar doğurur. Meselâ, demeyi karakterler çoğu kez neşeli ve iyimserdir, canlı, hareketli ve girişken olur. Çabuk kızar, çabuk yatışır. İyi yüreklidir; kin tutmaz, sıcak, cana yakın ve sevimlidir. Safravi karakterler ise, soğuk, sevimsiz, hain, ikiyüzlü, fesatçı, fitneci; sevdâvi ise gevşek ve zayıf iradelidir. Asabilere gelince, bunlar da daha çok titiz, kavgacı ve kötümser olurlar.

🔮Mizaca bağlı huyları düzeltmek mümkündür

Mizaca bağlı ve mizaçtan doğan kötü huyları düzeltmek, güç olmakla beraber, imkânsız değildir. Bu türlü huylara müdahale edebilmek için, bunları doğuran sebepler üzerinde durmak ve hastalığı gidermek, bu sayede mizacı düzeltmek gerekir. Bu ise, eğitimci ve ahlâkçının işi olmaktan çok, doktorun işidir.

🔮Huy ve spor
   Spora ve jimnastiğe sadece çeviklik ve askerî hazırlık, yahut kas geliştirme ve fizik güzellik sağlama vasıtası diye bakmak yanlıştır. Spor, organik mekanizma yoluyla ruh ve karakter üzerinde çok büyük bir rol oynayan önemli bir ruh terbiyesi metodudur. Ancak, şu noktaya dikkati çekmek isterim ki, sporun ruh ve karakter üzerindeki faydalı rolü, bunun, öncelikle, canlı, hareketli ve bilhassa gönül çekici bir oyun halinde yapılmasında, ikinci olarak da bilhassa ölçülü ve sakin oynanmasındadır. Spor gençlerin gözünde daima oyun şeklini ve oyunun çekiciliğini korumalıdır. Notlu ve sınavlı bir ders, bir iş, bir meslek ve mecburî bir çalışma halini alan jimnastik ve sporun karakter terbiyesi bakımından olan faydası ise sıfırdır. Oyun şeklini ve çekiciliğini koruyan sporun da faydası şüphesiz ki, ölçülü ve sakin bir hareket olmasındadır. Ölçüyü ve uygunluk sınırını aşan bir spor hem fikrî çalışma ve ilerlemenin düşmanıdır, hem de fizik ve ruh sağlığı için zararlıdır.

🔮Huy ve müzik
   Mizaca bağlı huylar üzerinde, spordan başka, müzik ile dil alıştırmaları ve inceliklerinin hatırı sayılır tesirlerini unutmayalım. Karakter terbiyesi konusunda tarihte ün salmış olan eski Atinalılarca, gençlerin öğrenim ve terbiyesi jimnastik, müzik, dil alıştırmaları ve güzel konuşma yarışmaları olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırdı. Genç bir Atinalı için iyi bir öğrenim, terbiye görmüş olmak, iyi bir jimnastik ve müzik bilgisine sahip olmak ve memleketinin atalar mirası olan dilini bütün incelikleri ile öğrenmiş olmak demekti.

🔮Ruhun alışkanlıkları ve irade kuvveti
Fizikî alışkanlıklar nasıl aynı hareketi tekrar etmekle oluşur ve fizik hayatımızı bazen düzenler, bazen tutsak ederse, ruh alışkanlıklarımız da öyle oluşur ve zamanla bunlar birer huy halini alır. Fakat, dikkat edelim ki alışkanlık yoluyla kazanılan kötü huyların tutsaklığı, boyunduruk altındaki öküzlerin tutsaklığından daha ağırdır. Yine dikkat edelim ki fizikî veya psikolojik bütün kötü alışkanlıkların tutsaklığına insan ilk adımla girer.
*
Gerçekten huy halini alan psikolojik alışkanlıklar da böyledir. Yalancılık ilk yalandan, dalkavukluk ilk etek öpmeden, iradesizlik ilk zayıflıktan başlar. Tekrarlandıkça bu hareketler otomatikleşir ve sonunda karşı koyması güç psikolojik bir meyil ve kuvvet halini alır. Gerçi ilk günah, çok kere, günahların en büyüğü değildir; ama ilk adım olması bakımından en tehlikelisidir.

değiştirmek, halimizi düzeltip ahlâkımızı güzelleştirmek hem mümkündür, hem de sanıldığı kadar güç değildir.
🔮 İrsi huyları değiştiremeyiz : İrsi huylarımızın iyilerinden nimetlenir, kötülerini de bütün ömrümüz boyunca sırtımızda bir kambur gibi taşımaya ve bunları kendimizle beraber mezara götürmeye ne yazık ki mahkûmuz.
🔮Mizaca bağlı huylar: Gerçekte huyların hepsi irsi değildir. Bunların bir kısmı da mizaçtan, yani organik yapımızdan doğmaktadır.
insan ise; bu da dört eleman, “ahlat-ı erbaa” dan oluşmuştur. Bu elemanlar; kan, safra, lenf ve sinirdir. Belirli bir insan bünyesinde bu dört elemandan birinin diğerine oranla fazla oluşuna göre, mizaçlar da; demevi (kanlı), safravi (safralı), sevdavi (kuruntulu), asabi (sinirli) diye dörde ayrılır. Ve bu mizaçlardan her biri belli birtakım huylar doğurur. Meselâ, demeyi karakterler çoğu kez neşeli ve iyimserdir, canlı, hareketli ve girişken olur. Çabuk kızar, çabuk yatışır. İyi yüreklidir; kin tutmaz, sıcak, cana yakın ve sevimlidir. Safravi karakterler ise, soğuk, sevimsiz, hain, ikiyüzlü, fesatçı, fitneci; sevdâvi ise gevşek ve zayıf iradelidir. Asabilere gelince, bunlar da daha çok titiz, kavgacı ve kötümser olurlar.

🔮Mizaca bağlı huyları düzeltmek mümkündür

Mizaca bağlı ve mizaçtan doğan kötü huyları düzeltmek, güç olmakla beraber, imkânsız değildir. Bu türlü huylara müdahale edebilmek için, bunları doğuran sebepler üzerinde durmak ve hastalığı gidermek, bu sayede mizacı düzeltmek gerekir. Bu ise, eğitimci ve ahlâkçının işi olmaktan çok, doktorun işidir.

🔮Huy ve spor
   Spora ve jimnastiğe sadece çeviklik ve askerî hazırlık, yahut kas geliştirme ve fizik güzellik sağlama vasıtası diye bakmak yanlıştır. Spor, organik mekanizma yoluyla ruh ve karakter üzerinde çok büyük bir rol oynayan önemli bir ruh terbiyesi metodudur. Ancak, şu noktaya dikkati çekmek isterim ki, sporun ruh ve karakter üzerindeki faydalı rolü, bunun, öncelikle, canlı, hareketli ve bilhassa gönül çekici bir oyun halinde yapılmasında, ikinci olarak da bilhassa ölçülü ve sakin oynanmasındadır. Spor gençlerin gözünde daima oyun şeklini ve oyunun çekiciliğini korumalıdır. Notlu ve sınavlı bir ders, bir iş, bir meslek ve mecburî bir çalışma halini alan jimnastik ve sporun karakter terbiyesi bakımından olan faydası ise sıfırdır. Oyun şeklini ve çekiciliğini koruyan sporun da faydası şüphesiz ki, ölçülü ve sakin bir hareket olmasındadır. Ölçüyü ve uygunluk sınırını aşan bir spor hem fikrî çalışma ve ilerlemenin düşmanıdır, hem de fizik ve ruh sağlığı için zararlıdır.

🔮Huy ve müzik
   Mizaca bağlı huylar üzerinde, spordan başka, müzik ile dil alıştırmaları ve inceliklerinin hatırı sayılır tesirlerini unutmayalım. Karakter terbiyesi konusunda tarihte ün salmış olan eski Atinalılarca, gençlerin öğrenim ve terbiyesi jimnastik, müzik, dil alıştırmaları ve güzel konuşma yarışmaları olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırdı. Genç bir Atinalı için iyi bir öğrenim, terbiye görmüş olmak, iyi bir jimnastik ve müzik bilgisine sahip olmak ve memleketinin atalar mirası olan dilini bütün incelikleri ile öğrenmiş olmak demekti.

🔮Ruhun alışkanlıkları ve irade kuvveti
Fizikî alışkanlıklar nasıl aynı hareketi tekrar etmekle oluşur ve fizik hayatımızı bazen düzenler, bazen tutsak ederse, ruh alışkanlıklarımız da öyle oluşur ve zamanla bunlar birer huy halini alır. Fakat, dikkat edelim ki alışkanlık yoluyla kazanılan kötü huyların tutsaklığı, boyunduruk altındaki öküzlerin tutsaklığından daha ağırdır. Yine dikkat edelim ki fizikî veya psikolojik bütün kötü alışkanlıkların tutsaklığına insan ilk adımla girer.
*
Gerçekten huy halini alan psikolojik alışkanlıklar da böyledir. Yalancılık ilk yalandan, dalkavukluk ilk etek öpmeden, iradesizlik ilk zayıflıktan başlar. Tekrarlandıkça bu hareketler otomatikleşir ve sonunda karşı koyması güç psikolojik bir meyil ve kuvvet halini alır. Gerçi ilk günah, çok kere, günahların en büyüğü değildir; ama ilk adım olması bakımından en tehlikelisidir.

Alışkanlıklara doğru atacağın ilk adıma çok ama çok dikkat et. İyice düşün ve iradene sahip ol; kötülük yolunun çamuruna basmamaya çalış. Tâ ki sonra ayağını yıkamak zahmetine katlanmaya mecbur olmayasın. Kumar masasında, meyhane köşelerinde, kahve ve sedirlerde ömür geçiren nice mutsuz görürsün ki, bunlar hep ilk adımın kurbanıdırlar.

Unutmamalıdır ki, terbiyenin bir rolü düşmüşü kurtarmak ise, diğer bir rolü de henüz düşmemişi korumaktır.

İrsi huyların kökten değiştirilebileceğine düşmanlarım inansın. Mizaçtan gelen huylar, güç olmakla beraber değiştirilebilir. Alışkanlıkla elde edilen ve tamamıyla kazanılmış olan huyları ise, sıkı bir irade kon trolüne ve nefis mücadelesine tabi tutarak düzeltip değiştirmek daima elimizdedir. Benliğimizin kapısını ve penceresini açıp da, bilmeden içeri aldığımız bu uğursuz misafirleri, aklımızın ışığı ve irademizin rehberliği ile kapı dışarı edebiliriz. Karakter terbiyesinin gayesi de budur. Bu terbiye, benliğimize yapışan kötü huyları koparıp atma mücadelesidir.


   ... en değişmez huyların bile, terbiye ve nefis mücadelesi sayesinde, gerek kendi şahsımız ve gerek çevremiz için zararlarını sınırlamak ve onları adeta hapse mahkûm olmuş birer asi güç halinde zapt etmek mümkündür.

dini terbiyenin ve Allah sevgisinin huy ve ahlâk üzerindeki paha biçilmez etkisine, tecrübe ve gözlemlerim arttıkça daha kuvvetle inanıyorum. Allah duygusundan ve sevgisinden uzak bir terbiye yalnız fayda ve çıkar düşüncesine dayanır. Fakat din terbiyesi gönüllü, karşılıksız ve yücedir. Bu terbiye insanı yükseltir, iyiliği ve adaleti, hiç bir çıkar düşüncesine saplanmadan, sevdirir.

🔮İrade terbiyesinin ahlâki ifadesi çalışma ve gayrettir
   Yukarıda, başarının ilk şartı iradeli olmaktır, dedim. İyi düşünürsek, irade terbiyesi ve nefis mücadelesinin en ahlâkî ve İnsanî ifadesi çalışmaktır. Tembellik ve parazitlik her türlü ahlâksızlığın anası; çalışkanlık da temiz bir başarının, yüksek ahlâkın, ruh ve beden sağlığının temel şartı ve en bereketli kaynağıdır.
*
çalışmanın değeri miktarında değil, niteliğinde ve verimindedir. Başarıya götüren çalışma, faydalı bir sonuç ortaya koyanı ve verimli olanıdır.
*
Başarı, planlı ve verimli çalışmaya bağlıdır. Çalışmanın verimli olması için de, öncelikle insan işini ve mesleğini sevmeli ve severek çalışmalıdır. Bu sevgi olmadan, insanın işinde ve mesleğinde ilerlemesine ve başarılı olmasına imkân yoktur. Tesadüfleri ve istisnaları bir tarafa bırakalım. Bence kanun budur. Halkımız bu gerçeği ne güzel bir atasözü ile ifade eder. Ve “aşk olmadan meşk olmaz” der.

başarılı olmanın ikinci bir şartı da çalışmayı iyi bir usul ve sisteme bağlamaktır. Dikkat edersek, çalışma sevgisi hep sistemli çalışmaktan doğar. Ve böyle çalışmayan bir türlü işini sevemez. Çünkü, sistemsiz ve düzensiz çalışma verimsizdir. Verimsiz çalışma ise bezdiricidir.
🔮Çalışma hayatının genel kanunları:
—  Çalışmak için uygun gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamanıdır.
—  Çalışmak için uygun yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en uygun yeridir.
—  Bir günde ve bir zamanda yapman gereken bir işi (bir dersi, bir görevi) ertesi güne bırakma. Çünkü her günün derdi gibi işi de kendine yeter.
—  Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir bölüm üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz  yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm düşünürü “İmam-ı Gazali”ye “İhya-i Ulum” adlı büyük eserini nasıl bir çalışma ile meydana getirdiğini sormuşlar. Bir zamanda yalnız bir bölüm, bir konu, bir mesele üzerinde çalıştım demiş.
—  Başladığın bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir görevi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve göreve) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
—  Bir günün işini (dersini, görevini) bitirdikten sonra ertesi günü ne iş yapacağına karar ver. Yahut hiç olmazsa çalışmaya başlamadan önce, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
—  Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan önce düşün ve çalışman için gereken şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramaya kalkıp da dikka tin dağılmasın.
—  Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil. Ve bütün ruh ve fizik kuvvetinle kendini işe ver.
—  Bir işe başlamadan önce o işi (dersi, görevi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir biçimde nasıl yapacağını, nasıl öğrenip çalışacağını iyice düşünüp hesapla.
—  Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten doğan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, savaşta zafer ve işte başarı yılmayanındır. Kararlılık önünde güçlükler erir ve imkânsız görünen, mümkün olur.
—  İşinde rastladığın bir güçlüğü ilk önce parçala. Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış.
—  Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
—  Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
—  Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonuna ve öğrendiğine bak.

—  Zihin çalışmaları için, aynı saatlerde devamlı ve düzenli bir biçimde, günde iki üç saat bile yeterlidir. Büyük İslâm filozofu İbni Sina, dünyaca ünlü olan “Kitabu'ş-şifa”sını, her gün sabah namazından sonra Bağdat’taki bir caminin büyük bir kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani yaklaşık iki saat çalışarak meydana getirmiştir. Ünlü İngiliz filozofu Spencer, büyük eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene bin, bin iki-yüz sayfalık eser veren Fransız yazar Emile Zola’ya bu başarısının sırrını sormuşlar. Her gün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
—  Vazgeçme, genç dostum, vazgeçme! Damlaya damlaya göl olur.Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
—  Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve dayanıklı ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.
—  İşinde ve dersinde herhangi bir fikrî ve noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
—  Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptığını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
—  Her gün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sayfa oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme yeteneğin gelişir.
—  Rastladığın edebî, felsefi bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hazinen zenginler, hem de hafızan kuvvetlenir.
—  Çalıştığın bir dersin, bir kitabın bölüm ve konularını bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden öz halinde not et. Bir dersi, bir kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu şekilde yazmaktır.
—  Bir dersten öğrendiğin, bir kitaptan okuduğun bölüm ve konuları arkadaşlarınla ezberden görüş ve tartış. Bu şekilde hem zekân işler ve öğrendiğin hazmedilir, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini açıklıkla ifade etme becerisi kazanırsın.
—  Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
—  Zihin çalışmasının herkesin yaradılışına göre değişen verimli ve değerli saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve senin değerli saatlerin hangileri ise, bunları hiçbir eğlenceye feda edip kaçırma.
—  Okuduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikrî yerini ve sayfasını işaret ederek not et. Bu şekilde biriktirdiğin notları bir dosyaya veya bir fiş kutusuna sırası ile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.
—  Bir konu ve problem hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, önce bu konu ve problem üzerinde önceden yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
—  Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrîn yeni bir elbise giymişidir.
—  Her şeyden önce, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
—  Dil bilgisi bir amaç değil, bir araçtır. Asıl amaç olan, fikir zenginliğidir.
—  Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
—  Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
—  Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur.
—  Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve kuvvet çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
—  Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından daha kötüdür.
—  Kimsenin yüzüne karşı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
—  Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
—  Yalan söyleme. Yalan söyleyen, yakalanmak korkusu içinde yaşa yan hırsız gibidir.
—  Bir kimseye söz vermeden önce iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
—  Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan farklı görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
—  Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin başarısını ve mutluluğunu kıskanma, fakat imren. Sen de öyle bir başarı ve mutluluğa erişmeye çalış. İmrenmek yükselmenin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç huzurunun, sağlık ve mutluluğun iki azgın düşmanıdır.
—  Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki cimrinin dostu yoktur.
—  Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Çünkü paslı teneke lehim tutmaz.
—  Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliği ni boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
—  Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
—  Ahlâkını güzelleştirmeye daima çalış. Ahlâk güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
—  En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif olsun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
—  Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
—  Dostluğunu kötü günde göster. Tâ ki kötü gün dostu bulasın.
—  Dostlarına vefalı, düşmanlarına hoşgörülü ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, cömertlik göster. Vefa ve cömertlik yüksek ahlakın iki parlak işaretidir. Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sen de küçüklerden hürmet göresin. Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlığın anasıdır.
—  Ana baba ahı alma. Ana baba ahının zehrini içen kurtulamaz.
—  Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
—  Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
—  Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
—  Boşuna iddia ve inat etme. Hakikati ara ve sev. Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.
—  Kusurlarını kendin gör, ki onları tamir edip tamamlayabilesin.
—  Başarılarınla gururlanma. Bil ki gurur, gelecekteki başarılarının en büyük düşmanıdır.
—  Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
—  Başkasının düşünce ve inancına hürmet et. Tâ ki başkası da seninkine hürmet etsin.
—  Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi başkasına yapma. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
—  Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
—  İyiliğe karşı iyilik adalettir. İyiliğe karşı kötülük cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik, bağış ve iyiliktir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
—  Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
—  Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın kabası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
—  Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle hesaplaşmaz.
—  Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız gibidir.
 kendinden uzaklaştırır.
—  Alçak gönüllü ol. Mütevazi insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çokluğundandır.
—  Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
—  Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
—  İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak, doğruların yardımcısıdır.
—  Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Çünkü hırs, verimli çalışmanın, sağlık ve mutluluğun düşmanıdır.
—  Çalış, fakat açgözlü olma. Açgözlü insan, ciğer bulaşmış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: Dilinden akan kanı yalar da bilmez.
—  Hayatın ve tutacağın yol hakkında kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrîni ve görüşünü soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ömür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün ömrünce yolunu aydınlatır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder