23 Aralık 2018 Pazar

"Dört Köşeli Üçgen"-Salah Birsel

“Uzun zaman odamın neden dört köşe olduğu üzerinde kafa yordum. İnsanlar neden oturdukları yerleri hep dörtgen biçiminde yapıyorlardı da neden bunları üçgen, beşgen, ongen, yirmigen içine oturtmayı istemiyorlardı.”

📚Daha çok şiirleri ve denemeleriyle tanınan, pek çok eseri olan Salah Birsel’in (1919-1999)  Dört Köşeli Üçgen (1960) adlı eseri; öncü postmodern, felsefîk, mizah, hiciv ve ironi üçlemesiyle örgülü Cumhuriyet'in ilk düşünce romanı, yazarın tek romanıdır.


📚Yazar kitapta, dört köşeli üçgenlerin varlığından söz ederek matematiksel kesinliklerin bile  tartışılabilirliğini iddia ederek ; akıcı olay, betimlemelerle örgülü romanlardan sonra mantık sınırlarını hayli zorluyor. Bu anlamda pek keyifle okuduğumu söyleyemem.
İlk sayfalardan itibaren sarsıcı gözlemlere şahit olmam, bu gözlemlerin mahremiyeti de delici olması okumamı bölecekti ki biraz daha şans vermek gerektiğini düşündüm.

📚 Aslında bekçilik yapan ama asıl görevinin “gözlemcilik” olduğunu söyleyen anlatıcı, gittikçe yalnızlaşarak,  her türlü kişisel ve toplumsal ezber ve  alışkanlıklar zincirini sorguluyor, zamanla insanlara zarar vermeye ve onlara zarar verdiğinin farkında olmamaya başlıyor.  Garip ve hastalıklı akıl yürütmesi yüzünden insanlarla anlaşamıyor. Hatta bir ara  gözlemlerini satıyor. Sonunda gözlemleri giderek “saçma” bir hal alıyor ve bir akıl hastanesi sürecine giriyor.

📚Peki  alegorik bir eser olan Dört Köşeli Üçgen'de yazar neleri eleştiriyor?
*İnsanların  toplumdan gizledikleri  görünmeyen yüzleri ve  yönlerini
*Özellikle kadın-erkek(karı-koca) ilişkilerinin yalan üzerine kurulu boyutlarını
*Edebiyat, kitap, antoloji üzerine oynanan ticari oyunları
*Tiyatro çevresindeki kıskançlıkları ve ayak oyunlarını
*Sanatçı,yazar ve dergi sahiplerinin egosunu
*Maddi çıkarları nedeniyle, gerçeği görmezden gelenleri
* Karınlarından konuşanları

🎬Mehmet Güreli'nin yönetmenliğini üstlendiği,  Dört Köşeli Üçgen Nisan 2018'de gösterime girmiş.

“Kişioğlu savaşmak, dövüşmek, düşmanlarının kalbine dum dum kurşunu yollayıp kendi derilerini kurtarabilmek için yusyuvarlak yapılar yükseltiyorlardı da oturmak, uyumak, sevişmek için hep dört köşe odalar, sofalar, salonlar yapıyorlardı. Demek ölmek, savaşmak için bir kasnak, bir çember içine girmek; konuşmak, radyo dinlemek için de ille dört köşeli odalarda bulunmak gerekiyordu.”
*
Doğrusu ya, insanlar, kendi türlerine benzememeğe, herkesten başka bir adam olmağa pek çok değer veriyorlardı. Ama çevrelerinden kaçmak, çevrelerinin üstüne çıkmak için attıkları her adım onları çevrelerine öykünmeye götürüyor, her davranış onları bulundukları yere çiviliyordu.
İnsanlarda bir dışlamak korkusudur gidiyordu.
Kendi içlerinden dışarı fırlamak, kendi kişiliklerini, kendi düşüncelerini başkalarına kabul ettirmek onlara Tanrı işlerine karışmanın korkusunu veriyordu.
*
İnsanların çoğu, ne zaman sıkılmağa, ne zaman enfiye kutusunu itmeye, ne zaman düşünmemeğe, ne zaman sevmeme­ğe başlamaları gerektiğini kestiremeden yaşarlar.
Oysa, yapılan bir işin neresinde durulacağını bilmek, atı­lan adımın nereden geri çekileceğini kestirmek dünyanın en büyük, en önemli, en miskokulu davranışlarından biridir.
*
Hııh, diyordum kendi kendime, siz boşuna kazma sallamayın. Siz ne kadar kazma sallarsanız ben o kadar şişerim. Bir gözlemcinin yapabileceği en doğru iş de şişmektir. Yoo, siz bunu önleyebilirdiniz. Bu, zor bir şey değildi. Evet bay
doktorlar siz gözlemlenecek şeyleri ortadan kaldırmakla benim sağlığımı yitirmemi önleyebilirdiniz. Böyle şey olmaz mı dediniz? Bakın hele.. Siz, demek mikropları değil, hastaları öldürmek düşüncesindesiniz. Nasıl, ben mi mikrobum, ben, ben, ben ha? Demek benmikrobun ta kendisiyim ha? Durdurun şu kazmaları bay doktorlar, sesinizi alamıyorum.
Demek ben.. Demek ben.. Bağırın rica ederim. Bağırın, gürültüden kimse tedirgin olmaz. Herkesin zoru sessizlikten. Ba­ğırın, sesinizi işiteyim. Peki ama, bir insan hem mikrop, hem de hasta olabilir mi? Demek sizi de şaşırtan bu
*
Haa, ne buyurdunuz? Gözlemci olmak ahlâksız olmağa yeter, öyle mi? İşte şimdi halt ettiniz baylar. Siz de gözlemci olabilmek gücünü elde edebilseydiniz böyle konuşmazdınız. Siz gözlemci olamıyorsunuz. Kolay mı canım? Herkes gözlemciliğe kalkışabilir mi? Siz istediğiniz kadar dudak bükün. Dernekleri, kurumları, apartımanları, otomobilleri, cıngıltılı kolyeleri bırakıp da gözlemci olabilir misiniz siz? Ne sandınız, otomobile kurulmakla gözlemcilik yürür mü? Nasıl, nasıl otomobilde daha iyi gözlem mi yapılır? Hayır canım, otomobille sadece insan çiğnenir. Ama dinleyin canlarım. Lafımı bitireyim, hiç değilse. Rica ederim, öyle hemececik sıvışmayın. Lafımı bitireyim de başka yere gideyim. Bir gözlemci.. Ama nereye kaçıyorsunuz canlarım, ciğerlerim? Dinleyin beni.. Bir gözlemci.. Dinleyin lütfen.. Gözlemci dediğin.. Benden iğreniyor musunuz? Ne çıkar bundan efendim? Siz akşamlara kadar bir sürü iğrenç şeyle kucak kucağa oturmuyor musunuz? Nasıl, benim başka işim yok mu dediniz?
*
Bir üçgen dört köşeli midir?
Neden olmasın?
Belki dördüncü köşesini göremiyor olabiliriz değil mi? Her şeyi göremediğimizi de biliyoruz üstelik.
İyi de neden üçgen demişler o zaman,
Üç köşesini gördüğümüz için.
*
“İnsanlarda bir dışlanmak korkusudur gidiyordu. Kendi içlerinden dışarı fırlamak, kendi kişiliklerini, kendi düşüncelerini başkalarına kabul ettirmek, onlara Tanrı işlerine karışmanın korkusunu veriyordu. Bu ürkme kişioğlunu sinmeğe, düşünmemeğe, bir duygu sığlığı içinde kâh kumların altında yaşayan bir yengeç gibi ikili ve şaşkın bir yaşam sürmeğe de iteliyordu.”
*
“Gözlemler beni yalnızlığa, bir iç dünya çölüne, bir boşluğa doğru sürüklüyordu





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder