"Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer."
📚Bir bilim-kurgu romanı olan ve distopya türüne giren bu kitap; hayata ve kitaplara başka açılardan bakmamızı sağlıyor.
📚Gerek kitaplarda gerekse filmlerde çok tercih etmediğim bir tür olsa da bu kitabı severek ve merakla okudum. Özellikle kahramanların ağzından verilen mesajlar, acı gerçekler ilgi çekici.
📚Oldukça etkileyici ve sürükleyici dili ile zaman zaman olayların içinde hissettim kendimi. Mekanik tazının verdiği dehşeti Montag kadar ben de duydum içimde. Montag kaçarken beni de sürükledi peşinden ve nehrin sularına daldım . O bilgelerle ben de oturup kahve içtim. Ve aralarında Clarisse'nin de olmasını öyle çok istedim ki...
📚Beyaz perdeye de aktarılmış olan roman adını; kağıdın 451 Fahrenheit'ta tutuşması gerçeğinden almış.
📚Romanda evinde kitap bulunduran insanların mekanik bir tazı ile öldürüldüğü, evlerinin itfaiyeciler tarafından yakıldığı; insanların şuursuzca ve sürekli tv sovları izlediği bir gelecek resmedilmiş. Bu yönüyle 1950'li yıllarda yazılmış bu eserin sahibinin değindiği bir çok konuyla oldukça ileri görüşlü olduğunu söyleyebiliriz. Zira tarih tekerrür ediyor (!)
📚Itfaiyeci Guy Montag da yanmayan evlerin icadıyla bu çarkın içinde iken genç komşuları Clarisse sayesinde, tüm dünyasını sarsan olaylar yaşar ve hayatında çok şey değişir.
KİTAPTAN ALINTILAR
“Sana bir bakmak bile yetiyor. Son zamanlarda kendini aynada hiç görmedin? Ayrıca şehir hiçbir zaman bize aldırmadığından, bizi bulmak için ayrıntılı bir takibe girişmez. Kafalarında şiirlerle dolaşan birkaç çatlaktan onlara zarar gelmez. Bunu onlar da biliyor, biz de biliyoruz, herkes biliyor. Nüfusun büyük kısmı Magna Carta ve Anayasa’dan alıntılar yaparak dolaşmadıkça, sorun yok. İtfaiyeciler her zaman için, bunu kontrol etmeye yetiyorlar. Hayır, şehirler bizi rahatsız etmiyor. Sen de felaket gözüküyorsun.”
*
Hepimiz ara sıra yolunu kaybeden birer koyunuz. Gerçek gerçektir, sayım bitinceye kadar hepimiz ağladık. Soylu düşüncelerin eşlik ettiği adamlar hiçbir zaman yalnız değildir, diye haykırdık kendimize. ‘Güzel dile getirilmiş bilginin güzel besini,’ demişti Sir Philip Sidney. Ama diğer yandan Alexander Pope da, ‘Sözcükler yapraklar gibidir; onların çok bulunduğu yerde, anlam meyvesi pek fazla bulunmaz.’
*
Fazla kilolar gibi üzerimde görünmemesi ne garip.
*
“Yıllardan beri ilk defa yaşadığımı hissediyorum,” dedi Faber. “Bir ömür önce yapmam gereken şeyi yapmakta olduğumu hissediyorum. Kısa bir süredir korkmuyorum, belki de bunun nedeni sonunda doğru şeyi yapmakta olduğumdur.
*
"Korkma. Hatalardan yararlanılabilir."
*
"Eğer bilgisizliğini saklarsan kimse sana vuramaz, ama hiçbir zaman öğrenemezsin."
*
"Mildred tıpkı Vezüv’ün patlamasından kaçan bir yerli gibi, oturma odasından fırladı."
*
"...kitapları çekip sayfaları çevirerek, dünyanın en güzel poleni olan ve insanda edebi alerji yaratan kitap tozunu içime çekerek, sonra sevinçten kıpkırmızı bir halde tekrar aşağıya koşarak, bir sözü orada, bir başkasını şurada bulup filizlenen efsanemin içine yerleştirerek yaşadığımın ne kadar heyecanlı bir macera olduğunu anlatamam. Tıpkı, Melville’in kahramanı gibi, çılgınlığın çılgınlaştırdığı biriydim. Durmamın imkânı yoktu. Ben Fahrenheit 451’i yazmadım, o beni yazdı. Sayfalardan gözlerime giren, oradan tüm sinir sistemimi dolaşarak ellerimden dışarı fırlayan, bir enerji çevrimi vardı. Daktilo ve ben, parmak uçlarıyla birbirine bağlı siyam ikizleri gibiydik.
*
Bu arada, Fahrenheit 451’in bölümlerini basacak bir dergi arayışımız sonuç vermedi. Hiç kimse, geçmişteki, şimdiki ve gelecek zamandaki sansürle ilgili bir roman için risk almak istemiyordu.
*
“Kitaplarda bir şeyler olmalıydı, hayal edemeyeceğimiz şeyler, kadının yanan bir evde kalmasını sağlayacak bir şeyler; orada bir şeyler olmalı. Bir hiç için kalmazsın.”
*
“Seni rahat bırakayım! Bütün bunlar çok iyi de, peki ben kendimi nasıl rahat bırakabilirim? Bizim rahat bırakılmaya ihtiyacımız yok. Ara sıra bir şeylerden gerçekten rahatsız olmamız gerekiyor. Ne zamandan beri gerçekten böyle rahatsız oldun? Önemli bir şeyler hakkında, gerçek bir şeyler hakkında.”
*
“Klasik yapıtlar kesilip on beş dakikalık radyo oyunlarını, tekrar kesilip, iki dakikalık kitap sütununu dolduruyor, daha da kısalınca sözlük sayfasında on ya da on iki satırlık özet oluyorlardı.
*
Yayıncıların, sömürücülerin, radyo-televizyoncuların ellerinde adamın beyni öyle hızlı döndürülür ki, sanki bir santrifüj tüm vakit kaybettiren düşünceleri savurup atar.”
*
“Okullar kısaltıldı, disiplin gevşedi, felsefe, tarih, dil dersleri kalktı, İngilizce ve imla gitgide ihmal edilmeye başlandı, en sonunda tümüyle yok sayıldı. Yaşam dolaysız, iş az, eğlence çalışmaktan hemen sonra geliyor. Düğmelere basmaktan, anahtarları döndürmekten, somunları ve cıvataları sıkmaktan başka bir şeyi öğrenmeye ne gerek var?”
*
“Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gün doğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok.”
*
“Herkese daha çok spor, topluluk ruhu, eğlence düşüyor ve düşünmen gerekmiyor değil mi? Organizasyonlar, organizasyonlar ve üst-organizasyonlar, üst-üst oyunlar. Kitaplarda daha çok karikatür. Daha çok resim. Beyin çok daha az içer. Sabırsızlık- karayollarında bir sürü kalabalık herhangi bir yere, hep bir yerlere, bir yerlere, bir yerlere gidiyor, aslında hiçbir yere gitmiyor. Benzin mültecileri. Şehirler motellere döndü, insanlar göçebe dalgalar gibi bir yerden diğerine, ayın gelgit zamanını izlemeye başladılar, senin öğlen uyuduğun, benimse dün gece yattığım odada bu gece kalarak.”
*
“‘Bir dostluğun tam olarak başladığı anı bilemeyiz. Bir kabın içine damla damla dolar gibi, sonunda o bir tek damla kabı taşırır. Böylece iyilikler dizisinin sonunda bir bir iyilik olur ki, insanın yüreği dolar taşar.’”
*
"Belki kitaplar bizi yarım da olsa mağaralarımızdan çıkartabilirler. Belki bizi, aynı çılgın yanılgılara, hatalara düşmekten alıkoyabilirler.
*
Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar. Bu nedenle kitapların yardımcı olabileceğini düşündüm.”
*
Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer. Garanti isteme. İnsan, makine veya kütüphane gibi herhangi bir şeyde saklanabileceğini sanma. Kendi kırıntılarını kurtar ve eğer boğulursan, en azından sahile doğru yüzerken boğulduğunu bil.”
*
“Sadece bana ne yapacağımın söylenmesi için taraf değiştirmek istemiyorum. Eğer böyle yapacaksam, değiştirmek için bir neden yok.”
*
Yani eğer istersen, geceleri yatarken sana kitap okurum. Uyurken bile olsa, eğer birisi kulağınıza fısıldarsa, alınan bilgilerin saklandığı söylenir.”
*



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder